I Need Romance: Kimin yok ki???


Yine uzun bir ara verdim yazılara değil mi? Özlediniz mi beni? 🙂 O zaman geri dönüşümün şerefine izledim en eğlenceli dizilerden biriyle tanıştırayım sizi, ne dersiniz? Bu soruya evet dediğinizi ve yazımı okumaya devam ettiğinizi varsayarak diziden bahsetmeye başlayabilirim 😀

I Need Romance 🙂

Dizi şu ana kadar izlediğim bütün Kore dizilerinde var olan bir konuya odaklanmış aslında. Kadın-erkek ilişkileri, aşk, sevgi, arkadaşlık, dostluk, vs vs vs… Ama bu konuları, bütün dizilerde gördüğümüz karakterlerle ya da o bakış açılarıyla ele almamışlar. Mesela sadece dramalarda görebileceğimiz mükemmel ve taş oppalar yok burada. Evet taş oppalar yine var ama tamamen kusursuz değiller. Veya paspal ve bakımsız hatta çirkin bir kıza aşık olup onun için Roma’yı da (ya da bu durumda Kore mi olur bilemedim 😛 ) yakarım, dünyayı da diyen biri de yok. Kadınlar bakımsız değil, alabildiğine bakımlı ve oldukça başarılı tipler.

Dizinin adını bir yerde duyup konusunu öğrenmek istediğinizde, karşınıza genelde şu cümle çıkıyor: Şehirdeki kadının aşk ve hayat hikayesi.. Ama dizi bundan ibaret değil tabii ki 😀 Aslında benim aklıma gelen cümlenin bir benzerini dramawiki’de gördüm. Dizi Sex and The City benzeri bir yapım 🙂 30’lu yaşlarındaki bir grup bekar ve bağımsız kadının aşk, iş, kariyer, yaşam, evlilik, aile hikayesini anlatıyor. Üstelik çok da güzel anlatıyor 😀

Aslında dizide bahsedecek o kadar çok ve güzel şey var ki 🙂 Anlatmaya başlarsam spoiler veririm, keyfinizi kaçırırım diye düşündüğüm için anlatmak istemiyorum 🙂 O zaman hep yaptığımız gibi biraz karakterlerden bahsedelim, ne dersiniz?

Sun Woo In Young (Jo Yeo Jung) 10 yıldır bir ilişki içerisinde olan, sevgilisine sadık bir kadın 🙂 Sevgilisi tarafından bir kez aldatılmış olmasına rağmen bunu arkasında bırakmayı başarmış. İş hayatında da oldukça başarılı. Tabii özellikleri hep böyle güzel ve normal şeyler değil. Aslında çatlak bir karakter, yaptığı dengesiz hareketlere gülmekten karnımın ağrıdığı sahneler vardı 😀 Özellikle yaptığı bir hareket vardı ki ilk gördüğünüzde çok basit bir hareket gibi geliyor ama alıştıkça kahkahalarınıza engel olamıyorsunuz 🙂

Park Seo Yeon (Choi Yeo Jin) İşte olay kadın 🙂 Bizim üç arkadaşın aşk konusundaki akıl hocaları 🙂 Erkekler söz konusu olduğunda her şeyi en iyi bilen o, her konuda bir fikri olan o 🙂 Bazı durumlarda kelin ilacı olsa diye cümleler kurarken buldum kendimi ama yine de kadın çok şey biliyor canım 😛 Akıl hocası edasıyla konuşmasına bayıldım dizi boyunca. Ayrıca en duygusal sahnelerden sonra, ortaya çıkıp öyle bir cümle kurarak gülmekten gözlerimden yaş getirmeyi de başardı 🙂 Kısacası sevdiğim bir karakterdi 😀

Kang Hyun Joo (Choi Sung Hyun) aşk hayatına istediğini bulamamış umutsuz boşanma avukatı 😀 Kendi aşk hayatında işler kesat gittiğinden midir bilinmez, Seo Yeon’un sevgililerinin çeteresini tutuyor 😀 Hayatı kitaplardan teori olarak öğrenmeye çalışması falan çok eğlenceliydi. Mesela sex konusunda her şeyi biliyor ama sadece teoride, kitaplarda ne yazıyorsa onu biliyor 😀 Bu bildiklerini pratiğe dökmek içinse yardım istediği kişi tabii ki bilirkişimiz Seo Yeon 😛

Kim Sung Soo (Kim Jung Hoon) dimizin esas oğlanı diyebiliriz aslında. In Young’ın 10 senelik sevgilisi nappun namja 😀 Ben kendisini pek sevmedim, yok yok aslında hiç sevmedim. Hiç öyle yakışıklılığına, şirin gülümsemesine, karizmasına falan aldanmadım yani 🙂 Bir kere onu sevmemem için In Young’ı aldatmış olması yeterli bir sebep bence. Aldatan erkek dizi karakteri bile olsa tarafımdan sevilmez, bu böyle biline 😀 Neyse işte kendisi yönetmen vesaire.. Ama biz ona kısaca nappun namja diyebiliriz 😀 Kendisini fazla tanıtmak gelmedi içimden şimdi, diziyi izleyip siz tanıyıverin 😛

Bae Sung Hyun (Choi Jin Hyuk) işte benim esas oğlanım 😀 In Young’ın çalıştığı otelde, onun stajyeri olarak çalışıyordu. Sunbae sunbae diyişine bayıldım ilk bölümden itibaren 😀 Tamam taraf tutuyorum ne var 😛 Böyle şaşkın şaşkın konuşmasına, gülümsemesine falan bayıldım. Ayrıca şaşkın falan dediğime bakmayın gayet karizmatik, yakışıklı, kaslı, uzun boylu, gülümsemesi güzel öhömmm öhmm tamam tamam sakinim 😀 Onunla ilgili küçük bir de sır var ama bunu öğrenmek için diziyi izlemelisiniz 😀 Şunun gülümsemesine baksanıza yaa oyyşşş 😛

Diğer karakterlerden bahsetmeme gerek yok mu ne 🙂 Aslında her karakterini sevdiğim dizilerden biri olabilirdi eğer yönetmeni de sevseydim ama sevmedim işte banane 😀 Gelelim bir başka konuya, dizinin müziklerine. OST için aramalara başladım ama sadece Korece olan şarkılarını bulabildim ilk etapta. Ama dizide çalan diğer şarkılar daha da eğlenceliydi. Bu nedenle bu daha eğlenceli müzikleri paylaşmaya karar verdim 😀

Bu Hint müziği dizi boyunca beni çok eğlendirdi 🙂 Ayrıca videodaki film Bend It Like Beckham olup çok güzel bir filmdir, tavsiye edilir 😀

Her bölümün bitişinde çalan bu şarkı da çok güzeldi 🙂

Bu iki şarkı da çok çok güzeldi 🙂 Aslında bir Kore dizisinde belki de ilk kez bu kadar çok yabancı şarkı dinlemişimdir. Dizi gibi müzikleri de çok eğlenceliydi 😀 O zaman ne yapıyorsunuz, tez zamanda diziyi izliyorsunuz 😛

Ben şimdilik gidiyorum, artık bir sonraki yazımda görüşürüz. Jalgaaaaaa 🙂

 

 

Love Shuffle: Yapma Be ……


Love Shuffle izlemiş olanlar, cümleyi tamamlasınlar bakıyım 😀 Genelde Kore dramaları izleyen ben, ilk Japon dramamı bitirmiş bulunmaktayım, yay pandaaaaaaa 😀 😀

Öncelikle diziyle ilgili çok ayrıntılı bir şey yazmayacağımı belirteyim. Zira ben hakkında bir şey okumadan, sadece izlememi tavsiye ettikleri için izledim ve bayıldım. Dizi hakkında fazla bir şey bilmeden izlemek bana daha çok zevk verdi, bilmem siz ne düşünürsünüz 😀

Ama yine de konusunu kısaca özetliyim. Usami Kei, Aizawa Airu, Sera Ojiro, Kikuta Masato aynı apartmanda hatta aynı katta oturan komşulardır. Ancak bir gece, dördü birlikte asansörde mahsur kalana kadar bunu fark etmemişlerdir ve birbirlerini tanımamaktadırlar. Asansörde kaldıkları süre boyunca sohbet ederler ve konuşma bir süre sonra aşk hayatlarına gelir. Yaşadıkları aşklar, ilişkiler gerçek mi yoksa sahte mi, sadece kendilerini mi kandırmışlar falan diye konuşurlarken, ortaya çok ilginç bir sonuç çıkar. Daha doğrusu ilginç bir karara varırlar. Love Shuffle, yani Aşk Karmaşası yaparak gerçek aşkı bulmaya karar verirler.

Sanırım azıcık da karakterlerden bahsetmeden duramayacam 😀 Tamam tamam oturup diziyi tamamen anlatmadan susarım söz 😉

Usami Kei “Usa-tan” (Tamaki Hiroshi) çalıştığı şirketin sahibinin kızıyla nişanlı, kendi halinde bir insan. Aslında istediği her şeyi yapabilecek güce ve yeteneğe sahip bir insan ama nişanlısı Mei’yle evlenmek bütün hayat amacı haline gelmiş. İkinci sınıf bir üniversiteden mezun olduğu için, bu şirkette çalışmaktan başka bir işe yaramayacağı inancına sahip kendisi. Ama acaba gerçekten işe yaramaz birisi mi, izleyip görelim diyorum 😀 Aaaa bir de bu sevimli adamın sevimliliğini saçlarını yüzünden çekip gülümseyene kadar fark etmemiştim, kendisi pek şeker üstelik gamzeli gamzeli, yay pandaaaaaa 😀

Aizawa Airu “Ai Ai” (Karina) tercüman, hem de bir değil iki değil tam üç dil biliyor. Love Shuffle’a katıldığı andan sevgilisini gözden çıkarması da pek hoş yani. Kafasına koymuş yeni birini bulacak^^ Bu kadını izlerken hep anime karakterleri geldi aklıma, eminim anime izleyen herkeste aynı izlenimi oluşturacaktır. Kendisi aynı zamanda dizide giyim tarzına hayran kaldığım insnalardan. O yakasına taktığı gülen yüzlerden üniversite yıllarımda ben de takardım, bayıldım bayıldım, çok şeker (kendim de yaptım diye söylemiyorum haaa :P) Ayrıca çizmeleri ve şortları da hayran olunasıydı, söylemeden geçmeyelim 😀

Sera Ojiro “O-chan” (Matsuda Shota) profesyonel fotoğrafçı. Diziyi izleyen pek çok kişinin en sevdiği karakter olmayı başarmış, sevimli ve karizmatik kişilik. İlk izlenim olarak kendini beğenmiş, şımarık biri gibi gelmişti bana. Ama zamanla ben de çok sevdim kendisini 🙂 Fotoğraf çekimlerinde bambaşka bir insan oluyor sanki, yani ortama tamamen onun hakim olduğunu seziyorsunuz. Karşısındakine sorduğu sorularla, deyimi yerindeyse insanların çocukluğuna iniyor neredeyse. Yani tek işlemde hem fotoğraf çekimi hem bedava psikanaliz 😀 Ayrıca belirtmeden geçersem kendisine ayıp etmiş olurum (yazılarımı takip eder çünkü, değişmez okuyucularımdandır) saç tarzına bayıldım, çok çok sevimli görünmüyor mu sizce de 😀

Kikuta Masato “Kikurin” (Tanihara Shosuka) amcamız psikiyatrist. “Aşk Karmaşası” olayını başlatan, hatta ilk turda her hafta çiftleri belirleyen kişilik. Açık konuşmak gerekirse, bazı sahnelerde bu amcadan pek bir tırsmıştım. Gizemli bir yanı var. Dizi süresince aklınızda bir sürü karmaşaya neden olabiliyor. Öyle ki dizi bitene kadar adama yüklemediğim nitelik kalmadı, izleyin göreceksiniz. Ayrıca saç modelini sevmediğim bir karakter kendisi. Ama farklı bir model saçla da hayal edemiyorum, garip 😀

Kagawa Mei (Kanjiya Shihori) kafası karışık nişanlı kızımız. Dizi boyunca anime karakteri olduğuna yemin edebileceğim ikinci karakter 😀 Genelde saf gibi görünüyor dizi boyunca ama arada yaptığı çıkışlarla hiç de saf olmadığını, aksine çok zeki olduğunu gösteriyor. Bir gün hiçbir neden yokken nişanlısını terk etmesi, aslında bu karmaşaya katılmalarının da asıl nedeni. Ayrıca halmoni giyim tarzını pek beğenmediğim bir karakter^^ Bu uysal kızımızın dizinin sonunda mutlu olması beni de mutlu etmişti. Nasıl veya kiminle mutlu olduğunu sormayın, söylemem, spoiler vermem, yapmam 😀 Neyse siz izleyin bu diziyi göreceksiniz 🙂

Oishi Yukichi (DAIGO) ezik prens 😀 İşte benim ilk bölümde en sevdiğim kişi olmayı başaran karakter. Airu’nun sevgilisi. Çok zengin ve zengin olduğu kadar da ezik birisi 😀 “Para mı, bende çok var.” modunda gezmesine bayılmıştım ilk bölümden. Arkadaşlarının peşine stalker gibi takılması, eşyalarına GPS veya dinleme cihazı yerleştirmesi, bütün problemleri parayla çözmeye çalışması çok şekerdi (tamam bunlar sorunlu bir karakterin özellikleri gibi ama çok şeker tamam mı 🙂 ) Ayrıca Usa-tan’la kurdukları arkadaşlık çok güzeldi, Tara-Chan’lar bir numaraydı yani 😀

Hayakawa Kairi (Yoshitaka Yuriko) Doktor Kukita’nın hastası, Thanatos’u görebildiğini ve 20. yaş gününde kendisini öldürmesi gerektiğini söylüyor. Kukita onu sevgilisi olarak tanıtıp, Aşk Karmaşası’na dahil ederek, kendini öldürmek istemesinin önüne geçebilmeyi ümit ediyor. Dizi boyunca konuştuğunu gördüğümüz sahneler sayılıdır. Sesi çok az duyulur, bakışları da biraz tuhaftır. Gülümsediği nadir sahnelerde ne kadar sevimli olduğunu gördüm yine de 😀 Ayrıca kızımız ressam, çok güzel resimler yapıyor. Özellikle evinde mavi ağırlıklı bir tablo vardı ki ben çok beğenmiştim 🙂 Haa bir de Usa-tan’la randevularının olduğu sahneler diyorum ve susuyorum,izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır sanırım 😛

Kamijyo Reiko (Kojima Hijiri) değişik birisi. Onu nasıl tanıtsam bilemedim. Ojiro’nun sevgilisi olarak olaya dahil oldu ama oldukça karmaşık bir karakter. Mesela aslında evli ama karmaşık bir evliliği var. Bu olaya dahil olmasının nedeni ise daha karmaşık (ne çok karmaşık dedim ben yaa). Anlatmaya kalkarsam spoiler veririm diye düşünüyorum, bu yüzden izleyin diyorum şimdilik. Kairi’yle karşılıklı konuştukları bir sahne vardı, çok gülmüştüm o sahnede 🙂 Ayrıca özel arabasının arka pencerelerindeki küpürlü tüller de ayrı bir şeydi, kendimi tutamadım söyledim, ohhhh 😀

Benim anlatacaklarım bu kadar (sözde bu yazı kısa olacaktı ama destan oldu yine). Ama siz yine de biraz daha ayrıntılı okumak istiyorum diyorsanız sevgili çingum My Destiny şu yazısında çok çok güzel anlatmış diziyi, okumadan geçmeyin 🙂

Sevdiğim sahnelerinden de bahsetmek istiyorum ama ben şimdi kendimi tutamam anlatırım dizide ne olduysa. En iyisi siz izleyin, izlettirin, sevin, sevdirin, vs…. 😀 Ben gideyim de yeni başladığım animeyi izlemeye devam ediyim.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, jalgaaaaaaaa!! 😀

Que Sera Sera: Bir Issız Ajusshi Masalı


Uzun zamandır dizi yazısı yazmıyordum. Bu diziyi dün bitirdim, taze taze yazıyım, insanları bilinçlendireyim dedim 😀

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz dörtlü arasında aşk üçgenleri, dörtgenleri, beşgenleri (yok bu fazla oldu) yaşandı dizi boyunca 🙂 Ama durun canım, önce bir dizinin konusundan bahsedelim değil mi…. 😀

Kang Tae Joo (Eric Moon), yakışıklılığını ve cazibesini kullanarak zengin kadınlarla birlikte olmayı başaran, orta halli biridir. Kendisi zengin olmamasına rağmen, bu kadınlar sayesinde pahalı arabalara biner, pahalı kulüplere girer, kısacası gününü gün eder. (adi herifin tekidir de diyebiliriz 😉 ) Bir gün kapısının önünde uyuyan tuhaf bir kadınla karşılaşır: Han Eun Soo (Jung Yoo Mi).. Önceleri onu küçümseyip küçük bir çocuk gibi davransa da zamanla ona aşık olur.

Cha Hye Lin (Yoon Ji Hye), zengin bir alışveriş merkezi başkanının tek kızıdır. Oldukça şımarık bir kızdır. Babası çok zengin olmasına rağmen, kendi ayakları üzerinde durmak istediği için kendi butiğini açmıştır, hatta kendi markasını oluşturmuştur. Babasının isteğiyle ilk aşkı Shin Joon Hyuk (Lee Kyu Han) tarafından terk edilince, onu kıskandırmak için kendine bir erkek arkadaş satın alır. Satın aldığı bu kişi Kang Tae Joo’dan başkası değildir tabii ki 🙂

Hye Lin kızımız, her ne kadar diğer elemanı kıskandırmak için bu işe girişmiş olsa da, zamanla Tae Joo’ya aşık olmaya başlar. Ama hesaba katmadığı bir şey vardır, Tae Joo zaten bir başkasına, Eun Soo’ya aşıktır. Aslında dizi genel olarak, bizim adi herifin aşkı sayesinde nasıl değişip olgunlaştığını gösteriyor da diyebiliriz sanırım.

Dizi genel olarak Kore dramalarının klişelerinden uzak gibi görünüyor. Mesela öpüşme sahneleri diğer dramalardan daha gerçekçi duruyor. Çiftlerin birbirine yakınlaşması diğer dramalarda da çok doğal işleniyor tabii ki. Ama bugüne kadar izlediğim dramaların çoğunda, öpüşme sahneleri çok zorlama olurdu, bu dizide bunu göremezsiniz.

Sonra bunda da her dizide olduğu gibi bir esas kız- esas oğlan aşkı var. Ama diğer dizilerde olduğu gibi birbirlerinden ayrılmamak için her şeyi yapmıyor bunlar. Aksine esas oğlan gidip kendini parayla satabiliyor, kızın ardından ne hale gelebileceğini düşünmeden… Ya da kız gidip hemen kendine yeni birini bulabiliyor, sevdiği adamın arkasından acı çekmesine rağmen…

İlk etapta diziye bayılmıştım. Yine de itiraf etmem gerekir ki diziyi zorla bitirdim. İlk 9 bölümde hiç bir sorun yoktu, yani çok eğlenceliydi her şey. Aşk, acı, gözyaşları, gülümsemeler, hepsi çok güzeldi. Özellikle 3. bölümdeki asansör sahnesine bayılmıştım (izleyenler neyden bahsettiğimi anlamışlardır 😉 ) Ama ne zaman ki 10. bölümün yarısına geldim karakterler üzerime üzerime gelmeye başladı sanki. Ben de bir süre ara verdim diziye. Başka bir dizi izledikten sonra geri dönerek bitirebildim neyseki 😀

O zaman hoşlanmadığım noktalardan bahsediyim biraz da. Mesela Hye Lin’in odunsu yürüyüşünden nefret ettim. Bir insanın yürüyüşünde hiç mi zarafet olmaz?? Yüzüklerin Efendisi’ndeki Entler bile bu kızdan daha zarif yürüyorlardı yeminlen 😀 Oyunculuk konusunda da öyle, bir ağaç dalında ya da rafta duran bir ramen kasesinde bu kızdakinden daha fazla rol yeteneği olduğuna eminim. 🙂

Sonra esas kızımızın, yani Eun Soo’nun besleme modeli kesilmiş saçlarıyla iki tane taş gibi oppayı peşinden sürüklemesini mantıklı bulmamızı beklemelerini sevmedim. Umutsuz ev kızlarına “Siz ne kadar tipsiz olursanız olun, peşinizden koşacak taş gibi oppaları bulmanız an meselesi.” mesajı vermek istemişlerdi sanırım.

Aslında spoiler vermeden hoşlandığım ya da hoşlanmadığım noktaları tam olarak anlatmam mümkün değil sanırım. Bu arada diziyi seven arkadaşlar da vardı. Mesela Kimbap çingum şu yazısında çok güzel anlatmış diziyi 🙂 Yalnız dizinin OSTlarına bayıldığımı söylemeden geçersem ayıp etmiş olurum 😀

En sevdiğim iki şarkıyı seçtim eklemek için ama diğer şarkıları da çok güzeldi dizinin. Peki yazının başlığı neden böyle? Çünkü Kang Tae Joo’da çok ağır bir Issız Adam havası vardı bence. Hatta, ahh spoiler vermek istemiyorum, Issız Adam’ın final sahnesine benzer bir sahne bile vardı dizide 😀

Tamam tamam sustum. Diziyi yerden yere vurmadan ben gideyim en iyisi 😀 Yeni bir yazıda görüşmek üzere diyelim o zaman sevgili okuyucularım (havaya da girdim breh brehhh) 😀

Jalgaaaaaa!!! 😀

MİM: Çocukluğumun Türk Dizileri..Biraz da Nostalji Yapalım^^


Uzuuuun zamandır blogumu öksüz bıraktım biliyorum ve bunun için çok üzgünüm 😦 ama çok çok güzel bir mimle geri döndüm 🙂 taze bloggerlardan Kore Hayranı beni ve Hikaruivy’yi burada mimlemiş haftalar önce ama ben daha iki gün önce gördüm ne yazıkki..görür görmez de hemen kolları sıvadım yazıyı hazırlamaya başladım 🙂

Mimin konusu o kadar güzel ki, sevgili Kore Hayranını tebrik etmek lazım 🙂 Ben yazarken harika bir nostalji turu attım yaşamımda, umarım sizler de okurken böyle bir tur atarsınız 🙂 o zaman hazırsak başlayalım benim çocukluğumun dizilerini tanımaya 😀

Çiçek Taksi : İşte çocukluğumun 1 numaralı dizisi 🙂 Jenerik müziğini ezberlemiştim söyler dururdum evde salak salak gezinirken^^ “Taksinin rengi buğday sarısı, çiçek taksi durağı burası.” diyerek evde dolaşan bir kız çocuğu hayal edin, işte o Hayal benim 😀 Şimdilerde dizilerde boy boy izlediğimiz pek çok oyuncuyu bu diziyle tanımıştım: Peker Açıkalın, Volkan Severcan, Bekir Aksoy, Selim Erdoğan, Kamil Güler…

Yılların oyuncusu, tiyatrocusu Erol Günaydın, taksi durağımızın sahibi Ramazan Ay rolündeydi. Ne babacan adamdı Ramazan abi, herkesin derdini dinler mutlaka bir çözüm bulurdu. Sonra Aykut Oray vardı, rolünün ayrıntılarını net olarak hatırlayamıyorum ama durağa sık sık gelip Ramazan abiyle konuştuğu sahneleri hatırlıyorum. Ümit Yesin’in canlandırdığı sinirli taksici Kazım Şentabak vardı, her daim köpürmeye meyilli bir adamdı, gözlerinden ateş saçtığını görsem şaşırmazdım o derece sinirliydi 🙂 Sonra Kayhan Yıldızoğlu vardı, radyo sahibi Ekrem rolündeydi, Tuna Arman’ın can verdiği Manolya vardı bu radyoda çalışıyordu ve Ömer’in sevgilisiydi. Bu üçünün komedi sahnelerini izlerken gülmekten karnıma ağrılar girerdi. Ömer karakterini dizi ilk başladığında Peker Açıkalın canlandırıyordu, sonraları ne zaman olduğunu hatırlamıyorum Ömer rolünü Cengiz Küçükayvaz devraldı. Ömer’in “Manoşşş” nidaları kulaklarımda yankılandı bir an 🙂 Daha yazamadığım çok ayrıntı çok hayat var dizide.Her taksicinin bir ailesi ve her ailenin ayrı bir hikayesi vardı. Artist Celal, Ömer, Avukat Kenan, Erdal, hatta durağın çaycısı Abuzer’in bile ayrı hikayesi vardı 🙂

Birkaç senedir KanalD’de yayınlanan Akasya Durağı diye saçma sapan bir dizi var ya, işte o diziyi buna bezetmeye çalışmışlardı ilk başladığında. Hatta ilk birkaç bölümünü hevesle izlemeye de başlamıştım, güzel bir dizi çıkıyor heralde diyerek.. Ama sonradan o kadar saçmalamaya başladıki bunaldım sıkıldım yani 🙂 neyse neyse unuttuğum oyuncular vardır diye jeneriği ekledim bi bakıverin 😀

Mahallenin Muhtarları : “Herkes yerini alsın bizim dizi başlıyor” diye başlayan güzel dizim 🙂 Keşke şimdilerde de böyle güzel diziler yayınlansa da Türk dizilerini reklamlardan takip etmek zorunda kalmasam. Gerçi son zamanlarda Bizim Yenge olsun Seni Bana Yazmışlar olsun güzel yapımlar izlemeye başladık, artık hayırlısı 😀 Neyse dönelim dizimize 🙂 Mahallemizin esas muhtarı rolünde Cihat Tamer’i izlemiştik. Bir de kızı vardı bu muhtarın, Aydan Burhan’ın canlandırdığı bu kızın adı Fadime’ydi ve hatırlamadığım bir nedenden dolayı Karadeniz şivesiyle konuşurdu. Kahveci Temel bu Fadime’ye aşıktı, evlenmek için ikna etmeye çabalar dururdu yanlış hatırlamıyorsam 🙂 Temel rolünde Erkan Can’ı ilk kez burada gördüm, bu diziyle mi çıktı ortaya yoksa daha önceden yer aldığı yapımlar var mıydı tam emin değilim ama ben bu diziyle tanıdım onu 🙂 Sonra Çaydanlık vardı, diziyi izleyenler hemen hatırlamıştır neyden bahsettiğimi 🙂 Temel’in sevimli maymunundan bahsediyorum tabiiki 🙂 o sevimli hayvancığı görünce hep gülerdim ve benim de öyle bir maymunum olduğunu omzuma alıp taşıdığımı hayal ederdim, çocukluk işte 😀

Sonra Müzevir Müzeyyen (Sevil Üstekin) vardı,bütün mahallenin son dakika haberleri hep onda olurdu. Onun sonradan evlendiği Haydar bey (İhsan Bilsev) vardı, hatta Devlet Demiryollarında çalışıyordu Haydar bey de Müzevir Müzeyyen ne zaman ona seslense ilk önce Haydar Paşa derdi 😀 Her mahallede olduğu gibi burada da mahallenin delisi vardı, adını hatırlamıyorum ama Kutay Köktürk canlandırıyordu. Elinde bi direksiyonla sabahtan akşama kadar dolaşır durur ve aslında herkesten daha akıllı olduğunu hissettiren cümleler kurup herkesi kendine hayran bırakırdı 🙂 Kemik kıran Kadriye (Mehtap Anıl), sürekli usta diye konuşup duran Goncagül (Goncagül Sunar), kuaför Behiye (Filiz Taçbaş), onun kocası adını hatırlayamadığım taksici (Yalçın Gülhan), taksicinin annesi (Leman Çıdamlı) ve sürekli annem annem diye konuşan evde kalmış ablası (Nedret Özbek) daha sonraları muhtarın karısı olan iğneci teyze (Işık Aras), daha neler neler var unuttuğum 🙂 unuttuğum oyunculara da yer vermek için yine jeneriği ekledim 😀 çocuk oyunculardan Onur Dikmen’i şimdilerde “TövbelerTövbesi” dizisinde büyümüş serpilmiş olarak izlediğimizi de hatırlatayım 😀

Ferhunde Hanımlar : Bu diziyi sonuna kadar izlememiştim sanırım ama bayılırdım 🙂 Ne oyuncular vardı, yine pek çok oyuncuyu bu dizi ile tanımıştım^^ Tam bir aile dizisiydi ve çok çok eğlenceliydi 🙂 Ferhunde olarak tanıdığımız Beyhan Saran, Ferhunde’nin kocası Behzat rolünde Baykal Saran ile çok hoş bir çiftti 🙂 Belki de gerçekten karıkoca olmalarının verdiği samimiyetle ekranda daha gerçek durduğu için bu kadar hoş gelmiştir bana 🙂 ailecek izlediğimiz dizilerden birisiydi sanırım ya da belki sadece annemle birlikte izlemişimdir. Ferhunde ve Behzat çiftinin 3 kızı vardı yanlış hatırmalıyorsam, ikisi evliydi biri evde kalmıştı 🙂 Evli olan büyük kızın adı Nermin’di (Melek Baykal) tam bir çatlaktı, kocası da Fehmi (Levent Çelmen) zavallı adam çok çekerdi onun elinden 😀 bir de kızları vardı Yonca (Simge Selçuk). Evli olan ortanca kızın adı Necla’ydı (Hatice Aslan), kocasının adı da Bülent (Şahap Sayılgan) bir de çocukları Can vardı. Sonra diğer kızın adı da Nevzat’tı (İpek Çeken) ve kankası Müjgan (Hülya Gülşen Irmak) vardı. Ben bu Müjgan’ı da kızı diye hatırladım bir an ama anneme sorduktan sonra öyle olmadığını öğrendim 😀

Dizide en sevdiğim karakterlerse Meftune (Ayşenil ) ve annesi Şükufe teyzeydi (Meral Niron) Meftune’nin bir de minibüsçü bebalısı vardı, adı yoktu bu adamın ya da adı Belalı’ydı mı desem 🙂 Belalı rolünde Turgay Tanülkü’yü izlemiştik^^ Aslında diziyi o kadar beğenerek izlemiştim ki ama şimdilerde ayrıntılarını tam hatırlamıyorum.. Bu diziden sonra “Bizim Evin Halleri” diye bir dizi başlamıştı neredeyse aynı kadroyla ama onu pek sevmemiştim izlememiştim ben 🙂 madem diğer dizilerin jeneriğini ekledim, bunu da es geçmiyim 🙂

Çılgın Bediş : Bunu ortaokul yıllarımda izlemiştim hatta tekrar bölümlerini bile izleyerek evdekileri çıldırtmıştım 😀 Lise dönemi gençlerini, ailelerini, yaşamlarının eğlencelerini ve hüzünlerini anlatırdı 🙂 en sevdiğim kısımsa Bediş’in olmadık hayalleriydi. Yanında kurulan her cümle için ayrı ayrı hayallere dalma kapasitesi vardı kızda 🙂 Hayallerinde de her zaman Oktay olurdu, bazen onu kötülerin elinden kurtarırdı bazen de ikisi birlikte birilerini kurtarırlardı. Ama hep masal tadında olurdu o hayaller 😀

Mükü’yle saatlerce telefonda konuşmalarına ve Bediş’in telefonla konuşurken kucağına yattığı kocaman ayısına bayılırdım 🙂 Şimdi yayınlansa diziyi izler miydim emin değilim ama yayınlandığı dönemde bölüm atlamamıştım yani 😀 Hatta her gün okulda bölümlerini tartıştığım bir arkadaşım bile vardı, gerisini siz hayal edin 😀 Banu’nun “Aayyy Savaaaaşşşş!!” diye miyavlamasına çok gülerdim, şimdi ki Kore dizilerindeki şaşkın oppaaaa diye miyavlayan kızlar gibiydi 😛 hadi bi jenerik de buraya gelsin 😀

Aslında izlediğim diziler bu kadar değildi. Süper Baba ve Sıcak Saatler vardı küçüklüğümden aklımda kalan diziler içerisinde 🙂 ama ben onları yazmadım çünkü zaten çok güzel bir şekilde yazılmışlardı. Benimle beraber mimlenen sevgili çingum Hikaruivy burada çok güzel anlatmış o güzel dizileri 😀 bence okumadan geçmeyin^^

Evet benden bu kadar 🙂 bu dizilerin hepsi 90’lı yıllara ait diziler ve eminim bu yazıyı okuyanlardan da bu dizileri bilenler var :)o kadar heyecanla yazmışım ama mimi postalamayı unutmuşum 🙂 sizleri seçiyorum kimbapsushi ve sermin 🙂 güzel yazılar çıkar sizden merakla bekliyorum 😀

yazımı okuyan sevgili okurum lütfen yorumsuz geçme, diziler hakkında en azından bir-iki kelime söyleyecek bir şeyin vardır 🙂 bir sonraki yazımda görüşmek üzere, seviyorum sizi okurlarım, jalgaaaaa! 😀

Coffee Prince: Be my prince, please^^


Hayır hayır beni yanlış anlamayın, arayışta falan değilim 😀 ama yani bu prenslere de can kurban yahu 😀 😀

Aslında bu konuda yazmaya tırsıyorum biraz zira çok yazılmış çizilmiş 😀 özellikle hikaruivy çok güzel yazmış 😀 ama şimdi bi gaza geldim bu gazla yazdım yazdım, yazmazsam bi daha zor 😀

İlk olarak dizinin konusundan bahsediyim: Go Eun Chan (Yoon Eun Hye) hayatında annesi ve kız kardeşinden başka akrabası olmayan, ailesinin reisliğini üstlenmek zorunda kaldığı için hep çalışmış hatta birden çok işte birden çalışmış erkek gibi bir kızdır.

Choi Han Kyul (Gong Yoo) ise, aslında o da çok çalışmış denebilir, kendi istediği bir işte başarılı olmak için çok uğraşmış ama büyükannesi tarafından genelde bir işe yaramamakla suçlanan birisi. Halbuki çocukcağız sevdiği işi yaparken bayaa da bir tutkuluymuş yani ama yaptığı iş “oyuncak yapmak” olduğundan ciddiye alınmıyor sanırım 😀

İşte dizimiz bu ikilinin tesadüfen tanışması ile başlıyor 🙂 Han Kyul, Eun Chan’ı erkek sanıyori o da “ben kızım aloooo!!” demiyor. Neden mi?? Önce işe ihtiyacı olduğu için. Han Kyul büyükannesinin baskılarıyla, bir kafe açıyor ve bu kafede sadece erkekleri çalıştıracağını söylüyor. Durum böyle olunca bizim Eun Chan da erkek olduğu yanılgısından faydalanarak burada işe giriyor (aslında kendini zorla işe aldırıyor 😀 ) ondan sonrası mı?? olaylar olaylar 😀

Kafemizin adı mı? Coffee Prince 😀 tamamen prenslerden oluşan kadrosuyla, ancak hayallerde olabilecek kadar güzel bir yer 😀 Bunu söylemişken biraz da prenslerimizi tanıyalım mı?? 😀

Hong Gae Sik (Kim Chang Wan), kafenin eski sahibi. Hayal edebileceğiniz en umursamaz adam 🙂 hem pis, hem tembel… Ama gel gör ki kafede kahveleri bu kadar güzel yapabilen tek insan 🙂 (tabii Eun Chan da var ama o başka 🙂 )

No Sun Ki (Kim Jae Wook), nam-ı diğer ‘Waffle Boy’ 😀 böyle demek hoşuma gidiyor nedense 😀 neyse, tırnaklarında siyah ojeleri, arada Japonca konuşması, kimseyi umursamayan soğuk tavırlarıyla, değişik bir insan 😀 Eun Chan’ın kız olduğunu öğrenmelerinden sonra bi tualet sahneleri vardı, yine Japonca “Benimkini de gördü.” diyodu, ayy gül gül yerlere yattım resmen 😀 kendisi karizmatik olduğu kadar sadık bir aşık da aynı zamanda 😀

Jin Ha Rim (Kim Dong Wook), playboy geçinen ama aslında tek bir kızı bile zar zor idare eden, şirinlik abidesi bir şey yaa 😀 “My Chaaaaaaaan!!” diye gezinip durmasını özlediğim zamanlarda açıp tekrar izlemeye doyamayacağım bir karakter sanırım 😀 Min Yeop’un bunu kolunun altına alıp taşıdığı bi sahne vardı, bak hatırlayınca yine yerlere yatasım geldi 😀

Hwang Min Yeop (Lee Un), saf bir karakterdi. Kandırılması kolay, şaşkın bakışlı 😀 Eun Chan’ın kız olduğunu öğrenen ilk prens olduğu için onu diğerlerinden korumaya çalışmasına bayılmıştım 🙂 diğerleriyle arasına falan giriyodu, sonra da dönüp “İyi yaptım dimi??” diyodu 😀 Lee Un ne yazıkki genç yaşta bir motosiklet kazası sonucu aramızdan ayrılmış 😦 bunu okuduğum zaman çok üzülmüştüm 😦 gözlerini kısmasına falan bayılmıştım 😦

Sanırım Choi Han Sung (Lee Sun Gyun) kendisinden bahsetmezsek kırılır bize 😀 (kesin kırılır canım, zaten benim blogun sıkı takipçisidir 😛 ) Yanlış hatırlamıyorsam yapımcıydı arkadaş, böyle müzikle falan uğraşıyordu 😀 Han Kyul’un kuzeni, Eun Chan’ın başlangıçtan beri kız olduğunu bilen iki kişiden biri (diğeri de Bay Hong)

Dizide sonuna kadar sinir olduğum 2 karakter vardı 🙂 birisi Eun Chan’ın kız kardeşi Eun Sae (Han Yeh In), gıcık bir kızdı, sadece kendini düşündüğü kanısındayım hala 🙂 sevmedim sevmeyeceğim işte 😀 zavallı Min Yeop’cuğa neler yaptı. Diğer sinir olduğum karakter ise Han Yoo Joo (Chae Jung Ahn), Han Sung’ın eski ve yeni sevgilisi, aynı zamanda Han Kyul’un da aşık olduğu, boğulası kadın 🙂 Gıcık şey, hem Han Sung’ı başka bir adam için bırakıp gitmiş, hem sonra yüzsüz yüzsüz geri dönmüş, ayrıca bir de Han Kyul’a yakın davranıp aklını bundan alamamasına neden oluyor… Nasıl sinir oluyorum ona anlatama, hala da sevmiyorum yani, sonradan bi ısınma falan olmadı 😀

Bu koca kafalara bayıldım valla 😀 Neyse dizi hakkında ne söylesem bilemiyorum ama en kısa şekilde bayıldım diyebilirim. İzlediğim en güzel Kore dizilerinden biriydi 😀 Dizi daha ilk dakikalarda doğallığıyla sarıp sarmalıyor insanı 😀 Han Kyul’un büyük aşkı (hatta Eun Chan’ı erkek sanarken bile herşeyi boşverip aşkını kabullenmişti), Eun Chan’ın muhteşem erkeksi görünümü, kafedeki prenslerin her birinin birbirinden çekici ve şirin olması, kafenin “Ahh böyle bir yer olsa da gitsek takılsak!!” dedirten ortamı 😀 valla ne desem bilemedim gerçekten 😀 haaa ayrıca Gong Yoo’nun ne kadar doğal bi oyuncu olduğunu görüp de şaşmamak, onu sevmemek elde değil 🙂 aynı şekilde Yoon Eun Hye de çok doğal ve şekerdi 😀

Eun Chan ve Han Kyul’un telefonla konuştukarı sahnelerde eminim siz de aşık olmak, sevmek sevilmek isteyeceksiniz 🙂 Sonra birlikte sahile gittikleri zaman, Eun Chan uyuduğunda Han Kyul’un aşkını nasıl yansıttığını görünce içiniz kıpırdayacak, yüreğiniz ısınacak.. Han Kyul’un gözlerinde sevgisini gördüğünüzde, nasıl bu kadar iyi anlaşılabildiğine şaşıracaksınız 🙂 Hayatınızda görüp görebileceğiniz en sevimli seks sahnesinin bu dizide olduğunu düşüneceksiniz 😀 Bazen duygusallaşsanız da genelde büyük bir gülümsemeyle izleyeceksiniz bütün bölümleri..

Bence Kore dizisi izliyorum diyen insanoğlunun kaçırmaması gereken bir dizi (gerçi büyük ihtimalle çoktan izlemişsinizdir, dimi??) yazım izlemeyenler için biraz spoilerlı oldu sanırım, onlar için üzgünüm 😀

Daha fazla uzatmıyım ben en iyisi, yoksa diziyi tamamen anlatıvericem 😀 Aslında söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki 😀 izleyecekseniz iyi seyirler, çoktan izlemişseniz umarım yazımı beğenmişsinizdir diyorum 😀

Haa bir de tavsiyemdir, diziyi izlemeden önce BigBang’in parodisini sakın izlemeyin 😀 Ben merakıma yenik düşüp izlemiştim, ondan sonra dizinin yarısında Gong Yoo’ya bakınca TOP’ın suratını gördüm 😀 bütün duygusallığınızı alıp götürüyor, benden söylemesi 😀

şimdilik gidiyorum 😀 Jalgaaaa 😀

Yeniden Dans Dans Dans ~^^


Bu yazının birincisini geçenlerde yazmıştım 😀 okumayanları şöyle alalım, çok güzel danslar vardı 😀

Evet şimdi yine oturdum pc başına, beğendiğim koreografileri sizlerle paylaşıyım dedim 😀 Bu arada 6. sezonu izlemeye başladım, danslar güzel dançılar süper 😀 Burada paylaşacağım videolar ilk 5 sezona ait yalnız, söyliyim 😀 hadi bakalım başlıyoruz…

ilk videomuzda gördüğümüz dansçılar Katee ve Twitch..Katee’yi daha önce izlemiştiniz zaten, Joshua’yla birlikte 🙂 ben bu koreografiye bayılıyorum yaa, çok sevimliler bence 😀 bir de Katee çekik çekik gözlü bir arkadaş olduğundan heralde, ekstra bi sempati duyuyorum ona 😀 bu koreografi 4. sezona ait 🙂

bu videodaki dansçılarımızın isimleri Philip ve Jeanine..Ben onları birbirine çok yakıştırırdım ilk zamanlarda ama sonra Jeanine, Jason’la başka bir koreografide daha çok beğenimi kazanmıştı 😀 bu arkadaşlar da 5. sezondan..

işte bahsettiğim koreografi, Jeanine ve Jason 😀 izlediğiniz zaman anlamışsınızdır neden birbirlerine yakıştırdığımı 😛 yine 5. sezon 🙂 Haaa bir de Jeanine programın final bölümünde, dansın sonundaki o öpücüğün doğal olarak geliştiğini söylemişti 😀 (o koreografiden, o yakınlaşmadan sonra gelişir tabi 😀 )

Biraz da samba diyelim, değişiklik olsun dimi?? Çok eğlenceli yaa, insanın içi kıpır kıpır oluyo 😀 dansçılarımız Katee ve Joshua, yine döktürüyolar bence 😀 4. sezon demiş miydim??

Yine Katee ve Joshua karşınızda 🙂 bu sefer paso doble ile tüylerinizi diken diken edebilir 🙂 yaa ben bu dansın agresifliğini çok seviyorum, yüzlerde biye bi ‘seni öldürürüm’ ifadesi, çok güzel yaa 😀

yine samba diyelim mi?? yine kıpır kıpır, süper bişey 🙂 Arkadaşlar 3. sezondan Lacey ve Danny. Valla bu dansı anlatmak için ne söylesem bilmem ki.. Güzel işte özellikle Lacey’nin Danny’yi poposuyla dövmesi çok komik 😀

Yine Danny ama bu kez Anya ile birlikte..Bu dans bana çok romantik geliyo, bilmem siz ne düşündünüz??

bu videonun özellikle uzun versiyonunu arayıp buldum, çünkü öyle izleyince daha anlamlı oluyor. Dansçılarımız 5. sezondan Melissa ve Ade. Koreografiye gelince, ben bunu izlerken ağlarım genelde…Videoda anlatılan hikayeyi kısaca paylaşıyım: koreograf Tyce Diorio’nun göğüs kanseri olan bir arkadaşını, bu arkadaşının mücadelesini anlatıyor. Çok duygusal geliyor bana bu dans..Yine final bölümünde yapılan bir açıklama vardı, Tyce Diorio’nun arkadaşı iyileşmiş, kanseri atlatmış 😀 neyse fazla duygusala girmeyelim…

4. sezondan Courtney ve Gev 🙂 cep çifti bunlar yaa ufak tefek 😀 dans ederken yüz ifadeleriyle bir şeyler anlatmaları çok hoşuma gidiyo yaa, Courtney çok şeker burda 😀

bunu da paylaştıktan sonra fark ettim ki ben contemporary dansları izlemeyi daha çok seviyorum 😀 bu arkadaşlar 5. sezondan Kayla ve Brandon. Kayla daha önce de paylaştığım bir dansçıydı ama Brandon ilk kez karşınızda 😀

Zombilerin dansı 😀 bu sefer gbir de grup dansı paylaşıyım dedim. Programda çok güzel grup dansları da vardı. Bu 2. sezondan 😀 çok eğlenceli ve yanlış hatırlamıyorsam Emmy adayı olmuştu ama kazanmış mıydı hatırlamıyorum (sanırım kazanmıştı emin değilim 😦 )

Bugünlük bu kadar yeter diyelim mi?? Bu yazının devamını yine yazmayı düşünüyorum, 5 sezon kolay kolay bitmez 😀 Ayrıca söylemiştim ya 6. sezonu izlemeye başladım, ondan da koreografiler paylaşırım. 🙂 umarım yazımı okuyunca eğlenmişsinizdir 😀

Neyse ben artık gideyim de film izleyeyeim (bu arada İncir Reçeli’ni izlicem) 😀

Jalga 😀

Avatar’ın Ardından…


Bu bahsettiğim Avatar “son hava bükücü” olan, mavi mavi yaratıkların etrafta koşuşturdukları Avatar değil 🙂 Filmi izleme fırsatını ancak buldum. Biliyorsunuz (ya da bilmiyorsunuzdur belki) uzun zamandır sınava hazırlanıyordum ve birşeyler izlemeye falan vakit ayırmıyordum. Avatar dvdsi de masamın üzerinde gezinip duruyodu, bi izliyim dedim.

Bu arada sınav da geçti gitti, artık özgürüm. “Yapılacaklar Listesi” yazımı okuduysanız, sınav akşamı neler yapmış olduğumu biliyorsunuz demektir. Gururla söyleyebilirim ki listemi tamamladım. Yani Hikarucum, Türkiye’ye geldiğinde alnıma bir öpücüğü hakettim 😀 😛 Sadece gerilim yüklü iyi bir kitaba başlama maddesini yapamadım, çünkü elimin altında öyle bir kitap yok almam lazım en kısa zamanda 😀 Ben de onun yerine “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk”a başladım 🙂

Neyse ben Avatar’dan bahsedecektim 🙂 Herhalde pek çoğunuz Avatar Aang’in maceralarını izlemişsinizdir. Benim izlediğim en iyi animelerden biridir, bayılırım o şaşkın çocğun dünyayı kurtaracak kişi olmasına 😀 İzlemeyenler için bulduğum hoş bi videoyu paylaşmak istiyorum 🙂

Evet bu sadece ilk kitaba ait, yani “Book 1: Water”, bir video 🙂 Animesi gerçekten süperdir, izlemeyenlere tavsiye ederim, mutlaka izleyin 😀 Evet tavsiyemi de yaptıktan sonra filme geri dönelim. Ben filmi beğenmedim, hem de hiç beğenmedim. Yani beğendiğim sadece 2 sahne vardı. Biri Katara’nın Aang’i kurtarırken Zuko’yu dondurduğu sahne, biri de son sahnede Aang’in su bükerek Kuzey Su Kabilesi’ni kurtardığı sahne. İşte koca film benim için bu iki sahneden ibaret sayılır 🙂

Özellikle nefret ettiğim bir kaç ayrıntıdan da bahsetmek istiyorum. İzninizle bunları maddeler halinde yazacağım 😀

  1. İsimlerin berbat telaffuzlarından nefret ettim. Yani kaç yıldır Aang ismi, kaba tabirle Eng diye telaffuz edilir, filmde bu Ang olmuştu. Ang aşağı Ang yukarı, bu ne bee?? Sonra komutan Iroh’un isminin de Ayro diye teleffuz edildiğini herkes bilir değil mi? Filmde bu da İro gibi tuhaf deli bozması birşey oluvermişti.
  2. Hazır Iroh’tan bahsetmişken filmde onu da sevmedim. Animeyi izleyenler bilirler, Iroh amca tembel, göbekli, espriler  yapan, çay tutkunu, sevimli bir tiptir (yani ilk kitapta öyleydi 😛 ). Ama filmde bir kere çay içtiğini gördük, bir kere de çaydan bahsetti. Zaten zayıf, uzun saçlı bir tipti. Hiiiiiç beğenmedim 😦
  3. Ateş kralı Ozai, animede çok karizmatik bir tiptir. Yani kötü karakter olmasına rağmen karizmasına hayran kalmıştım. Ama filmde çok tipsiz bir oyuncuya vermişler bu rolü, ne karizması var ne de bir çekiciliği… Aynı şekilde Komutan Jao da çapulcu tipli bir şeydi, pehhh!!!
  4. Animeyi izleyen herkes eminim Zuko’ya hayrandır (Hikaru da hayran biliyorum 😀 ) Filmde de hayran olmayı bekledim ama olamadım. Zuko rolünde Dev Patel vardı ki “Slumdog Millionaire” filmini izleyenler onu tanırlar, şapşal tipli biridir. Bence ne bir karizması ne de bir çekiciliği var bu oyuncunun. Yani Zuko karakteri için bence hiç mi hiç uygun değildi. Kısacası hiiiiiiç beğenmedim…
  5. Animede çok fazla komedi unsuru vardı. Sokka’nın şapşallıkları, Aang’in şirinlikleri, macera sahnelerine bile gülümseyerek bakmamıza neden olan çok güzel olaylar vardı. Ama filmde bütün komedi sahnelerini çıkarmışlardı, sanki özellikle filme hiç gülünmesin istenmiş. Ne Sokka şapşallık yaptı, ne de Aang şirinlik yaptı. Film boyunca herşey ciddi bir sınırda sürüyor, tek bir komedi unsuru göremedim.
  6. Animede ateş bükücüler kendi ateşlerini kendileri oluşturuyordu. Filmdeyse ateş bükücülerin ateş bükebilmesi için gittikleri her yere yanlarında ateş götürmeleri gerekiyordu. Çok gereksiz bir ayrıntı yapmışlar, neden öyle yapmışlar bilmiyorum. Gerçi bir sahnede Iroh’un kendi ateşini yapması oldukça karizmatik olmuş ama yine de bu gereksiz ayrıntıdan hoşlanmama yetmedi…
  7. Ayrıca animenin müziklerine de bayılırdım. Filmde bu müziklerin hiçbirini duyamadım sanki. belki film başka anime başka kullanamamışlardır müzikleri, ne biliyim…Ama filmin müzikleri pek fena olmasa da, sanırım filmi sevmediğim için müzikler de hoşuma gitmedi…

Neyse filmi bu kadar kötülediğim yeter sanırım. Ben şu anda filmi büyük bir vakit kaybı olarak görüyorum. İzlemeyip de izlemek isteyenlerin hevesini kaçırmışımdır büyük ihtimalle, ama bence hiç gerek yok izlemeyin yani 😀 Arada acaba filmi Uzak Doğulular yapsaydı daha mı iyi olurdu diye çok düşündüm. Belki de daha özüne sağdık bir film olurdu, kim bilir???

Filmin devamını yaparlar mı ya da zaten yapıyorlar mıdır bilmiyorum..Yaparlarsa umarım daha iyi yaparlar da izleyebiliriz 😀

Herkese iyi günler, sıkıcı yazımı okuduysanız teşekkürler ve film hevesinizi kaçırdıysam kusura bakmayın 🙂