Shopping King Louie: Perfect^^


Sonunda bitirdim 🙂 Sonunda dediğime bakmayın, gerçekten güzel ve eğlenceli bir diziydi. Çok uzun bir yazı yazmayacağım, sadece biraz konusundan biraz da karakterlerinden bahsetsem yeter 😀

Önce konusu:

Louie/Kang Ji Sung bir chaebol şirketi Gold Group’un varisi. Kendisine King of Shopping yani Alışveriş Kralı deniyor çünkü aklınıza gelebilecek bütün markaların bütün detaylarını biliyor ve her şeyin en iyisini herkesten önce o alıyor :”) Daha önce gelini ve oğlunu kaybetmiş büyükannesi tarafından Fransa’da deyimi yerindeyse fanus içerisinde yaşatılıyor.

Bir gün, büyükannesini görmek için gelirken bir kaza geçiren Louie, hafızasını ve kimliğini kaybeder. Ardından, kardeşini bulmak için ilk kez Seul’e gelen saf ve enerjik bir kız Go Bok Shil ile tanışır. Bellek ve kimliğini kaybetmesine rağmen, Louie’nin alışveriş krallığı içgüdüleri doğal olarak ortaya çıkıyor ve her zaman para harcıyor ama öyle böyle değil kayıtsız şartsız satın alıyor. Tabii kendisi para kazanamadığı için de, para kaynağı olarak masum kızımız Bok Shil’i tüketiyor :””)))))

Sonrası tabii yine aşk^^

Nasıl ama tipler :”’)))) Wang Louie ve Bok Shil ^^

Louie öyle sevimliydi ki izlerken kyaaaaa modundan asla çıkamadım.. Ağlattığı bazı sahneler de vardı ama güldürdüğü sahneler kesinlikle çok daha fazlaydı. Bi kere safın önde gideni yani böyle bayrak taşıyanı resmen 😀 Kim ne derse hemen inanıyor, yani kızın erkek kardeşi ben senin yengen oluyorum dedi ona bile inandı alksdjasdlkaj Hayatla ilgili pek bilgisi olmamasına bağlı bu tabii.. Çünkü yaşadığı fanusta sadece hizmetçileriyle, Kahya Kim’le ve alışveriş için gittiği mağaza sahipleriyle muhatap olmuş. O yüzden sıfır sosyallik :”)

Bok Shil’e gelince, büyükannesi ve erkek kardeşiyle birlikte köyde yaşayan, bütün işi değişik otlar falan toplamak olan (sanırım) kızımız^^ Belgesel çekmek için gelen televizyon ekipleriyle tanıştıktan sonra evden kaçan erkek kardeşini bulmak için Seul’e gidiyor falan. Baya da saf, pek çok baş rol kızımız gibi alksaldka ama çok da sevilesi.. Ben kendisini çokça sevmiştim yani :”’)))) Aşık olunmayı hak edecek esas kız bulmak oldukça zor malumunuz :”’)))))

Cha Joong Won, Gold Group’da bişey müdürüydü ama inanın hiç hatırlamıyorum hangi bölümdeydi :”’)))) Ama internetten satışlar falan da yapılan bir bölümdü.. Neyse izleyince görürsünüz diyip geçiyorum alksdjajak Yoon Sang Hyun severim aslında, burda da sevdim diyebilirim. Ama bi boğaz temizleme hareketi var ki izledikçe allah belanı versin dedim yalan söyleyemicem :”) Ve kendisi ikinci adamımız oluyor yani çok da sevmeyebilirsiniz isterseniz 😀

Bunlar dışında diğer yan karakterleri tek tek tanıtmak çok uzun olur sanırım çünkü çooook var onlardan.

Louie’nin büyükannesi var, sonra evlerde çalışan büyükannenin asistanı Heo Jung Ran ile Kahya Kim Ho Joon var, ikinci kız olma yolunda ilerleyen Baek Ma Ri var ki kendisini de baya sevmiştim, Louie’yle Bok Shil’in komşuları/ev sahipleri ana oğul var ki çok komikler (hatta ilk zamanlar gıcık olunabilecek tiplerken sonrada kendilerini sevdiriyorlar), Ma Ri’nin annesine de baya gülmüştüm :”’))))

Bu ikisi de dizi tarihinin en salak kötüleri olma adayları alksjalkaj Ma ‘ri’nin babası kötülük yapmaya çalışıyo ama adamın kalbi mi temiz neyse bi türlü beceremiyo, adamı Goo zaten profesyonel gibi görünen başka bi salak :”’)))) Dizi boyunca sürekli panik halindelerdi ve gülmekten öldürdüler :’)

Komik sahneler dışında her Kore dizisinde olduğu gibi hüzünlü sahneler de vardı. Ağladığımı bile hatırlıyorum yani. Louie ve Bok Shil aşkı çok çok güzeldi ama yaaaaa (gözlerinde kalpler olan emojilere ihtiyacım var şu an büyük eksiklik)

Bence koşun hemen izleyin siz ben de yeni dizime devam edeyim skjdhskfjss

Jalgaaaaaaaaa ^^

Reklamlar

Beethoven Virus: Ve Tanrı Kang Maeh’yi Yarattı


fullsizephoto149402

Bu yazıyı taslaklara ekleyeli asırlar olmuştu yaa… (Ve sadece başlıktan oluşuyordu, hani yazı dediğime bakmayın başlık atıp bırakmışım bravo bana akjshsajdka) Şimdi öylesine bakınırken tamamlayıp atmaya karar verdim^^

2013 ya da 2014’te izledim diziyi, emin olamadım şu an. Gerçekten çok severek izlemiştim^^  İnsana hayal kurmayı ve hayallerine ulaşmayı öğretiyor sanki. Bilmiyorum izlerken sıkılan var mıdır ama ben sıkıldığımı hatırlamıyorum. Klasik müzik seven bir insan olarak bayıla bayıla izlediğim sahneleri vardı. Müzikle ilgili dizileri, filmleri oldum olası sevmişimdir zaten 🙂

Dizinin konusunu özetleyecek olursak.. Kang Gun Woo, çalışmalarında mükemmeliyetçi olan dünyaca ünlü bir orkestra şefi. Birlikte çalışılması kolay olmayan biri ve bütün orkestrası kendisinden korkuyor. Şans eseri, bir kemancı olan Du Ru Mi ile ve onunla aynı ismi taşıyan ve resmi eğitim almamasına rağmen bir müzik dehası olan genç polis Kang ile karşılaşır. Ve kısa sürede kendilerini bir aşk üçgeninde bulurlar.

Gelelim karakterlere…

Kang Maeh, yani Kang Gun Woo, nam-ı diğer muhteşem maestromuz. Kendisi dünyaca ünlü bir orkestra şefi, dizi tanıtımında da belirtildiği gibi mükemmeliyetçi birisi. Soğuk ve kalpsiz bir insan, mükemmel olabilmek için muhtemelen babasını bile satar gibi görünüyor :”’)))

Hemen her dizide olduğu gibi, bu abimizin de yüreği yaralı bir serçe gibi masum ve içli aslında… Çok fazla gösterilmedi gerçi bu masum yanı ama benim dizide en sevdiğim karakterlerden birisiydi.

Ayrıca belirtmek isterim ki, Kim Myung Min’in ses tonuyla ayrı bir aşk yaşıyorum 🙂 The King of Dramas’ta da soğuk ve düşüncesiz biri rolündeydi, neden hiç acımıyorlar kendisine bilmiyorum 🙂 Ama o ses tonu için yaptığı her işi izleyebilirim, net…

Bir diğer Kang Gun Woo, orkestranın trompet çalan yakışıklı genci^^ Kang Maeh ile aynı ismi paylaşmakla beraber, hayali de büyük bir orkestra şefi olmak. Ayrıca müzik dehası olarak nitelendiriliyor çünkü kendisi nota bilgisi olmadan sadece kulağıyla bütün parçaları çalabiliyor. Hani müzik kulağı derler ya, sonuna kadar sahip buna.

Jang Keun Suk, sevip sevmediğime bir türlü karar veremediğim bir oyuncu. Bazen çok seviyorum ne kadar tatlı diyorum, bazen de ööööf çekil şuradan diyesim geliyor :”’)))) Ama genel olarak hoşlaşıyorum galiba kendisinden asjdakdj (şu yazılarda random gülmeye son mu versem ajkshkjdaakjsa veremedi)

Spoiler vermeden yazmaya çalıştığım için burada son verip bir diğer karaktere geçiyorum, hadi bakalım 😀

Du Ru Mi, kemancı kızımız…. Uyuuuuuuz bişey bence :”’)))) Neden bilmiyorum sevmedim ben bu kızı… Hiç gerçekçi gelmedi keman çaldığı sahneler de, hani oyuncu gerçekten keman çalmayı biliyor olsa hayır efendim olmaz öyle şey diye itiraz ederim o derece :’)

Lee Ji Ah’ı sanırım başka hiçbir yerde izlemedim ve tek kelimeyle ısınamadım. Yani şu saçını toplayışına bile sinir oldum, çoğu yerde göz devirdim falan :”) Dizi izlerken sürekli sıkılan bir insan olarak aslında burada da sıkılacak bir şey bulmak zorundaydım kabul edin :”’))))

Kore dizilerinin vazgeçilmezi uyuz bir kadın baş role yer vermektir aslında, şaşırmamak gerek belki de 😀

Eveeeet, bunlar ana karakterlerimizdi. Ancak senarist kardeşlerimiz sadece bu üçlüye odaklanmamış, yan karakterlere de çok özel hayat hikayeleri vermişler. Zaten 2008’de yılın yazarı ödülü almış kendileri. Kardeşlerimiz diyorum çünkü iki kız kardeş bu arkadaşlar :”) Henüz izlememiş olsam da The King 2 Hearts dizisi de onlara aitmiş, beğenildiğini hatırlıyorum inşallah bir ara izlerim.

Yan karakterleri de tek tek tanıtmak isterdim ama muhtemelen birkaç bölümlük hikaye tadında bir yazı çıkar ortaya. Bunu okuyan çocuk kör oldu şeklinde söz edilmek istemiyorum :”) O yüzden dizideki en favori sahnelerimden birini hemen aşağıya iliştirip kaçmak istiyorum. Videodaki hanım teyzeyi nerede izlediysem kendisine bayıldım bu arada, mükemmel anne karakteri, tek kelimeyle hastasıyım akjsdhakdj

(imla kontrolü yapamadım umarım bir hatam yoktur)

Jalgaaaaaaaa ^^

 

I Need Romance: Kimin yok ki???


Yine uzun bir ara verdim yazılara değil mi? Özlediniz mi beni? 🙂 O zaman geri dönüşümün şerefine izledim en eğlenceli dizilerden biriyle tanıştırayım sizi, ne dersiniz? Bu soruya evet dediğinizi ve yazımı okumaya devam ettiğinizi varsayarak diziden bahsetmeye başlayabilirim 😀

I Need Romance 🙂

Dizi şu ana kadar izlediğim bütün Kore dizilerinde var olan bir konuya odaklanmış aslında. Kadın-erkek ilişkileri, aşk, sevgi, arkadaşlık, dostluk, vs vs vs… Ama bu konuları, bütün dizilerde gördüğümüz karakterlerle ya da o bakış açılarıyla ele almamışlar. Mesela sadece dramalarda görebileceğimiz mükemmel ve taş oppalar yok burada. Evet taş oppalar yine var ama tamamen kusursuz değiller. Veya paspal ve bakımsız hatta çirkin bir kıza aşık olup onun için Roma’yı da (ya da bu durumda Kore mi olur bilemedim 😛 ) yakarım, dünyayı da diyen biri de yok. Kadınlar bakımsız değil, alabildiğine bakımlı ve oldukça başarılı tipler.

Dizinin adını bir yerde duyup konusunu öğrenmek istediğinizde, karşınıza genelde şu cümle çıkıyor: Şehirdeki kadının aşk ve hayat hikayesi.. Ama dizi bundan ibaret değil tabii ki 😀 Aslında benim aklıma gelen cümlenin bir benzerini dramawiki’de gördüm. Dizi Sex and The City benzeri bir yapım 🙂 30’lu yaşlarındaki bir grup bekar ve bağımsız kadının aşk, iş, kariyer, yaşam, evlilik, aile hikayesini anlatıyor. Üstelik çok da güzel anlatıyor 😀

Aslında dizide bahsedecek o kadar çok ve güzel şey var ki 🙂 Anlatmaya başlarsam spoiler veririm, keyfinizi kaçırırım diye düşündüğüm için anlatmak istemiyorum 🙂 O zaman hep yaptığımız gibi biraz karakterlerden bahsedelim, ne dersiniz?

Sun Woo In Young (Jo Yeo Jung) 10 yıldır bir ilişki içerisinde olan, sevgilisine sadık bir kadın 🙂 Sevgilisi tarafından bir kez aldatılmış olmasına rağmen bunu arkasında bırakmayı başarmış. İş hayatında da oldukça başarılı. Tabii özellikleri hep böyle güzel ve normal şeyler değil. Aslında çatlak bir karakter, yaptığı dengesiz hareketlere gülmekten karnımın ağrıdığı sahneler vardı 😀 Özellikle yaptığı bir hareket vardı ki ilk gördüğünüzde çok basit bir hareket gibi geliyor ama alıştıkça kahkahalarınıza engel olamıyorsunuz 🙂

Park Seo Yeon (Choi Yeo Jin) İşte olay kadın 🙂 Bizim üç arkadaşın aşk konusundaki akıl hocaları 🙂 Erkekler söz konusu olduğunda her şeyi en iyi bilen o, her konuda bir fikri olan o 🙂 Bazı durumlarda kelin ilacı olsa diye cümleler kurarken buldum kendimi ama yine de kadın çok şey biliyor canım 😛 Akıl hocası edasıyla konuşmasına bayıldım dizi boyunca. Ayrıca en duygusal sahnelerden sonra, ortaya çıkıp öyle bir cümle kurarak gülmekten gözlerimden yaş getirmeyi de başardı 🙂 Kısacası sevdiğim bir karakterdi 😀

Kang Hyun Joo (Choi Sung Hyun) aşk hayatına istediğini bulamamış umutsuz boşanma avukatı 😀 Kendi aşk hayatında işler kesat gittiğinden midir bilinmez, Seo Yeon’un sevgililerinin çeteresini tutuyor 😀 Hayatı kitaplardan teori olarak öğrenmeye çalışması falan çok eğlenceliydi. Mesela sex konusunda her şeyi biliyor ama sadece teoride, kitaplarda ne yazıyorsa onu biliyor 😀 Bu bildiklerini pratiğe dökmek içinse yardım istediği kişi tabii ki bilirkişimiz Seo Yeon 😛

Kim Sung Soo (Kim Jung Hoon) dimizin esas oğlanı diyebiliriz aslında. In Young’ın 10 senelik sevgilisi nappun namja 😀 Ben kendisini pek sevmedim, yok yok aslında hiç sevmedim. Hiç öyle yakışıklılığına, şirin gülümsemesine, karizmasına falan aldanmadım yani 🙂 Bir kere onu sevmemem için In Young’ı aldatmış olması yeterli bir sebep bence. Aldatan erkek dizi karakteri bile olsa tarafımdan sevilmez, bu böyle biline 😀 Neyse işte kendisi yönetmen vesaire.. Ama biz ona kısaca nappun namja diyebiliriz 😀 Kendisini fazla tanıtmak gelmedi içimden şimdi, diziyi izleyip siz tanıyıverin 😛

Bae Sung Hyun (Choi Jin Hyuk) işte benim esas oğlanım 😀 In Young’ın çalıştığı otelde, onun stajyeri olarak çalışıyordu. Sunbae sunbae diyişine bayıldım ilk bölümden itibaren 😀 Tamam taraf tutuyorum ne var 😛 Böyle şaşkın şaşkın konuşmasına, gülümsemesine falan bayıldım. Ayrıca şaşkın falan dediğime bakmayın gayet karizmatik, yakışıklı, kaslı, uzun boylu, gülümsemesi güzel öhömmm öhmm tamam tamam sakinim 😀 Onunla ilgili küçük bir de sır var ama bunu öğrenmek için diziyi izlemelisiniz 😀 Şunun gülümsemesine baksanıza yaa oyyşşş 😛

Diğer karakterlerden bahsetmeme gerek yok mu ne 🙂 Aslında her karakterini sevdiğim dizilerden biri olabilirdi eğer yönetmeni de sevseydim ama sevmedim işte banane 😀 Gelelim bir başka konuya, dizinin müziklerine. OST için aramalara başladım ama sadece Korece olan şarkılarını bulabildim ilk etapta. Ama dizide çalan diğer şarkılar daha da eğlenceliydi. Bu nedenle bu daha eğlenceli müzikleri paylaşmaya karar verdim 😀

Bu Hint müziği dizi boyunca beni çok eğlendirdi 🙂 Ayrıca videodaki film Bend It Like Beckham olup çok güzel bir filmdir, tavsiye edilir 😀

Her bölümün bitişinde çalan bu şarkı da çok güzeldi 🙂

Bu iki şarkı da çok çok güzeldi 🙂 Aslında bir Kore dizisinde belki de ilk kez bu kadar çok yabancı şarkı dinlemişimdir. Dizi gibi müzikleri de çok eğlenceliydi 😀 O zaman ne yapıyorsunuz, tez zamanda diziyi izliyorsunuz 😛

Ben şimdilik gidiyorum, artık bir sonraki yazımda görüşürüz. Jalgaaaaaa 🙂

 

 

Love Shuffle: Yapma Be ……


Love Shuffle izlemiş olanlar, cümleyi tamamlasınlar bakıyım 😀 Genelde Kore dramaları izleyen ben, ilk Japon dramamı bitirmiş bulunmaktayım, yay pandaaaaaaa 😀 😀

Öncelikle diziyle ilgili çok ayrıntılı bir şey yazmayacağımı belirteyim. Zira ben hakkında bir şey okumadan, sadece izlememi tavsiye ettikleri için izledim ve bayıldım. Dizi hakkında fazla bir şey bilmeden izlemek bana daha çok zevk verdi, bilmem siz ne düşünürsünüz 😀

Ama yine de konusunu kısaca özetliyim. Usami Kei, Aizawa Airu, Sera Ojiro, Kikuta Masato aynı apartmanda hatta aynı katta oturan komşulardır. Ancak bir gece, dördü birlikte asansörde mahsur kalana kadar bunu fark etmemişlerdir ve birbirlerini tanımamaktadırlar. Asansörde kaldıkları süre boyunca sohbet ederler ve konuşma bir süre sonra aşk hayatlarına gelir. Yaşadıkları aşklar, ilişkiler gerçek mi yoksa sahte mi, sadece kendilerini mi kandırmışlar falan diye konuşurlarken, ortaya çok ilginç bir sonuç çıkar. Daha doğrusu ilginç bir karara varırlar. Love Shuffle, yani Aşk Karmaşası yaparak gerçek aşkı bulmaya karar verirler.

Sanırım azıcık da karakterlerden bahsetmeden duramayacam 😀 Tamam tamam oturup diziyi tamamen anlatmadan susarım söz 😉

Usami Kei “Usa-tan” (Tamaki Hiroshi) çalıştığı şirketin sahibinin kızıyla nişanlı, kendi halinde bir insan. Aslında istediği her şeyi yapabilecek güce ve yeteneğe sahip bir insan ama nişanlısı Mei’yle evlenmek bütün hayat amacı haline gelmiş. İkinci sınıf bir üniversiteden mezun olduğu için, bu şirkette çalışmaktan başka bir işe yaramayacağı inancına sahip kendisi. Ama acaba gerçekten işe yaramaz birisi mi, izleyip görelim diyorum 😀 Aaaa bir de bu sevimli adamın sevimliliğini saçlarını yüzünden çekip gülümseyene kadar fark etmemiştim, kendisi pek şeker üstelik gamzeli gamzeli, yay pandaaaaaa 😀

Aizawa Airu “Ai Ai” (Karina) tercüman, hem de bir değil iki değil tam üç dil biliyor. Love Shuffle’a katıldığı andan sevgilisini gözden çıkarması da pek hoş yani. Kafasına koymuş yeni birini bulacak^^ Bu kadını izlerken hep anime karakterleri geldi aklıma, eminim anime izleyen herkeste aynı izlenimi oluşturacaktır. Kendisi aynı zamanda dizide giyim tarzına hayran kaldığım insnalardan. O yakasına taktığı gülen yüzlerden üniversite yıllarımda ben de takardım, bayıldım bayıldım, çok şeker (kendim de yaptım diye söylemiyorum haaa :P) Ayrıca çizmeleri ve şortları da hayran olunasıydı, söylemeden geçmeyelim 😀

Sera Ojiro “O-chan” (Matsuda Shota) profesyonel fotoğrafçı. Diziyi izleyen pek çok kişinin en sevdiği karakter olmayı başarmış, sevimli ve karizmatik kişilik. İlk izlenim olarak kendini beğenmiş, şımarık biri gibi gelmişti bana. Ama zamanla ben de çok sevdim kendisini 🙂 Fotoğraf çekimlerinde bambaşka bir insan oluyor sanki, yani ortama tamamen onun hakim olduğunu seziyorsunuz. Karşısındakine sorduğu sorularla, deyimi yerindeyse insanların çocukluğuna iniyor neredeyse. Yani tek işlemde hem fotoğraf çekimi hem bedava psikanaliz 😀 Ayrıca belirtmeden geçersem kendisine ayıp etmiş olurum (yazılarımı takip eder çünkü, değişmez okuyucularımdandır) saç tarzına bayıldım, çok çok sevimli görünmüyor mu sizce de 😀

Kikuta Masato “Kikurin” (Tanihara Shosuka) amcamız psikiyatrist. “Aşk Karmaşası” olayını başlatan, hatta ilk turda her hafta çiftleri belirleyen kişilik. Açık konuşmak gerekirse, bazı sahnelerde bu amcadan pek bir tırsmıştım. Gizemli bir yanı var. Dizi süresince aklınızda bir sürü karmaşaya neden olabiliyor. Öyle ki dizi bitene kadar adama yüklemediğim nitelik kalmadı, izleyin göreceksiniz. Ayrıca saç modelini sevmediğim bir karakter kendisi. Ama farklı bir model saçla da hayal edemiyorum, garip 😀

Kagawa Mei (Kanjiya Shihori) kafası karışık nişanlı kızımız. Dizi boyunca anime karakteri olduğuna yemin edebileceğim ikinci karakter 😀 Genelde saf gibi görünüyor dizi boyunca ama arada yaptığı çıkışlarla hiç de saf olmadığını, aksine çok zeki olduğunu gösteriyor. Bir gün hiçbir neden yokken nişanlısını terk etmesi, aslında bu karmaşaya katılmalarının da asıl nedeni. Ayrıca halmoni giyim tarzını pek beğenmediğim bir karakter^^ Bu uysal kızımızın dizinin sonunda mutlu olması beni de mutlu etmişti. Nasıl veya kiminle mutlu olduğunu sormayın, söylemem, spoiler vermem, yapmam 😀 Neyse siz izleyin bu diziyi göreceksiniz 🙂

Oishi Yukichi (DAIGO) ezik prens 😀 İşte benim ilk bölümde en sevdiğim kişi olmayı başaran karakter. Airu’nun sevgilisi. Çok zengin ve zengin olduğu kadar da ezik birisi 😀 “Para mı, bende çok var.” modunda gezmesine bayılmıştım ilk bölümden. Arkadaşlarının peşine stalker gibi takılması, eşyalarına GPS veya dinleme cihazı yerleştirmesi, bütün problemleri parayla çözmeye çalışması çok şekerdi (tamam bunlar sorunlu bir karakterin özellikleri gibi ama çok şeker tamam mı 🙂 ) Ayrıca Usa-tan’la kurdukları arkadaşlık çok güzeldi, Tara-Chan’lar bir numaraydı yani 😀

Hayakawa Kairi (Yoshitaka Yuriko) Doktor Kukita’nın hastası, Thanatos’u görebildiğini ve 20. yaş gününde kendisini öldürmesi gerektiğini söylüyor. Kukita onu sevgilisi olarak tanıtıp, Aşk Karmaşası’na dahil ederek, kendini öldürmek istemesinin önüne geçebilmeyi ümit ediyor. Dizi boyunca konuştuğunu gördüğümüz sahneler sayılıdır. Sesi çok az duyulur, bakışları da biraz tuhaftır. Gülümsediği nadir sahnelerde ne kadar sevimli olduğunu gördüm yine de 😀 Ayrıca kızımız ressam, çok güzel resimler yapıyor. Özellikle evinde mavi ağırlıklı bir tablo vardı ki ben çok beğenmiştim 🙂 Haa bir de Usa-tan’la randevularının olduğu sahneler diyorum ve susuyorum,izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır sanırım 😛

Kamijyo Reiko (Kojima Hijiri) değişik birisi. Onu nasıl tanıtsam bilemedim. Ojiro’nun sevgilisi olarak olaya dahil oldu ama oldukça karmaşık bir karakter. Mesela aslında evli ama karmaşık bir evliliği var. Bu olaya dahil olmasının nedeni ise daha karmaşık (ne çok karmaşık dedim ben yaa). Anlatmaya kalkarsam spoiler veririm diye düşünüyorum, bu yüzden izleyin diyorum şimdilik. Kairi’yle karşılıklı konuştukları bir sahne vardı, çok gülmüştüm o sahnede 🙂 Ayrıca özel arabasının arka pencerelerindeki küpürlü tüller de ayrı bir şeydi, kendimi tutamadım söyledim, ohhhh 😀

Benim anlatacaklarım bu kadar (sözde bu yazı kısa olacaktı ama destan oldu yine). Ama siz yine de biraz daha ayrıntılı okumak istiyorum diyorsanız sevgili çingum My Destiny şu yazısında çok çok güzel anlatmış diziyi, okumadan geçmeyin 🙂

Sevdiğim sahnelerinden de bahsetmek istiyorum ama ben şimdi kendimi tutamam anlatırım dizide ne olduysa. En iyisi siz izleyin, izlettirin, sevin, sevdirin, vs…. 😀 Ben gideyim de yeni başladığım animeyi izlemeye devam ediyim.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, jalgaaaaaaaa!! 😀

Que Sera Sera: Bir Issız Ajusshi Masalı


Uzun zamandır dizi yazısı yazmıyordum. Bu diziyi dün bitirdim, taze taze yazıyım, insanları bilinçlendireyim dedim 😀

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz dörtlü arasında aşk üçgenleri, dörtgenleri, beşgenleri (yok bu fazla oldu) yaşandı dizi boyunca 🙂 Ama durun canım, önce bir dizinin konusundan bahsedelim değil mi…. 😀

Kang Tae Joo (Eric Moon), yakışıklılığını ve cazibesini kullanarak zengin kadınlarla birlikte olmayı başaran, orta halli biridir. Kendisi zengin olmamasına rağmen, bu kadınlar sayesinde pahalı arabalara biner, pahalı kulüplere girer, kısacası gününü gün eder. (adi herifin tekidir de diyebiliriz 😉 ) Bir gün kapısının önünde uyuyan tuhaf bir kadınla karşılaşır: Han Eun Soo (Jung Yoo Mi).. Önceleri onu küçümseyip küçük bir çocuk gibi davransa da zamanla ona aşık olur.

Cha Hye Lin (Yoon Ji Hye), zengin bir alışveriş merkezi başkanının tek kızıdır. Oldukça şımarık bir kızdır. Babası çok zengin olmasına rağmen, kendi ayakları üzerinde durmak istediği için kendi butiğini açmıştır, hatta kendi markasını oluşturmuştur. Babasının isteğiyle ilk aşkı Shin Joon Hyuk (Lee Kyu Han) tarafından terk edilince, onu kıskandırmak için kendine bir erkek arkadaş satın alır. Satın aldığı bu kişi Kang Tae Joo’dan başkası değildir tabii ki 🙂

Hye Lin kızımız, her ne kadar diğer elemanı kıskandırmak için bu işe girişmiş olsa da, zamanla Tae Joo’ya aşık olmaya başlar. Ama hesaba katmadığı bir şey vardır, Tae Joo zaten bir başkasına, Eun Soo’ya aşıktır. Aslında dizi genel olarak, bizim adi herifin aşkı sayesinde nasıl değişip olgunlaştığını gösteriyor da diyebiliriz sanırım.

Dizi genel olarak Kore dramalarının klişelerinden uzak gibi görünüyor. Mesela öpüşme sahneleri diğer dramalardan daha gerçekçi duruyor. Çiftlerin birbirine yakınlaşması diğer dramalarda da çok doğal işleniyor tabii ki. Ama bugüne kadar izlediğim dramaların çoğunda, öpüşme sahneleri çok zorlama olurdu, bu dizide bunu göremezsiniz.

Sonra bunda da her dizide olduğu gibi bir esas kız- esas oğlan aşkı var. Ama diğer dizilerde olduğu gibi birbirlerinden ayrılmamak için her şeyi yapmıyor bunlar. Aksine esas oğlan gidip kendini parayla satabiliyor, kızın ardından ne hale gelebileceğini düşünmeden… Ya da kız gidip hemen kendine yeni birini bulabiliyor, sevdiği adamın arkasından acı çekmesine rağmen…

İlk etapta diziye bayılmıştım. Yine de itiraf etmem gerekir ki diziyi zorla bitirdim. İlk 9 bölümde hiç bir sorun yoktu, yani çok eğlenceliydi her şey. Aşk, acı, gözyaşları, gülümsemeler, hepsi çok güzeldi. Özellikle 3. bölümdeki asansör sahnesine bayılmıştım (izleyenler neyden bahsettiğimi anlamışlardır 😉 ) Ama ne zaman ki 10. bölümün yarısına geldim karakterler üzerime üzerime gelmeye başladı sanki. Ben de bir süre ara verdim diziye. Başka bir dizi izledikten sonra geri dönerek bitirebildim neyseki 😀

O zaman hoşlanmadığım noktalardan bahsediyim biraz da. Mesela Hye Lin’in odunsu yürüyüşünden nefret ettim. Bir insanın yürüyüşünde hiç mi zarafet olmaz?? Yüzüklerin Efendisi’ndeki Entler bile bu kızdan daha zarif yürüyorlardı yeminlen 😀 Oyunculuk konusunda da öyle, bir ağaç dalında ya da rafta duran bir ramen kasesinde bu kızdakinden daha fazla rol yeteneği olduğuna eminim. 🙂

Sonra esas kızımızın, yani Eun Soo’nun besleme modeli kesilmiş saçlarıyla iki tane taş gibi oppayı peşinden sürüklemesini mantıklı bulmamızı beklemelerini sevmedim. Umutsuz ev kızlarına “Siz ne kadar tipsiz olursanız olun, peşinizden koşacak taş gibi oppaları bulmanız an meselesi.” mesajı vermek istemişlerdi sanırım.

Aslında spoiler vermeden hoşlandığım ya da hoşlanmadığım noktaları tam olarak anlatmam mümkün değil sanırım. Bu arada diziyi seven arkadaşlar da vardı. Mesela Kimbap çingum şu yazısında çok güzel anlatmış diziyi 🙂 Yalnız dizinin OSTlarına bayıldığımı söylemeden geçersem ayıp etmiş olurum 😀

En sevdiğim iki şarkıyı seçtim eklemek için ama diğer şarkıları da çok güzeldi dizinin. Peki yazının başlığı neden böyle? Çünkü Kang Tae Joo’da çok ağır bir Issız Adam havası vardı bence. Hatta, ahh spoiler vermek istemiyorum, Issız Adam’ın final sahnesine benzer bir sahne bile vardı dizide 😀

Tamam tamam sustum. Diziyi yerden yere vurmadan ben gideyim en iyisi 😀 Yeni bir yazıda görüşmek üzere diyelim o zaman sevgili okuyucularım (havaya da girdim breh brehhh) 😀

Jalgaaaaaa!!! 😀

MİM: Çocukluğumun Türk Dizileri..Biraz da Nostalji Yapalım^^


Uzuuuun zamandır blogumu öksüz bıraktım biliyorum ve bunun için çok üzgünüm 😦 ama çok çok güzel bir mimle geri döndüm 🙂 taze bloggerlardan Kore Hayranı beni ve Hikaruivy’yi burada mimlemiş haftalar önce ama ben daha iki gün önce gördüm ne yazıkki..görür görmez de hemen kolları sıvadım yazıyı hazırlamaya başladım 🙂

Mimin konusu o kadar güzel ki, sevgili Kore Hayranını tebrik etmek lazım 🙂 Ben yazarken harika bir nostalji turu attım yaşamımda, umarım sizler de okurken böyle bir tur atarsınız 🙂 o zaman hazırsak başlayalım benim çocukluğumun dizilerini tanımaya 😀

Çiçek Taksi : İşte çocukluğumun 1 numaralı dizisi 🙂 Jenerik müziğini ezberlemiştim söyler dururdum evde salak salak gezinirken^^ “Taksinin rengi buğday sarısı, çiçek taksi durağı burası.” diyerek evde dolaşan bir kız çocuğu hayal edin, işte o Hayal benim 😀 Şimdilerde dizilerde boy boy izlediğimiz pek çok oyuncuyu bu diziyle tanımıştım: Peker Açıkalın, Volkan Severcan, Bekir Aksoy, Selim Erdoğan, Kamil Güler…

Yılların oyuncusu, tiyatrocusu Erol Günaydın, taksi durağımızın sahibi Ramazan Ay rolündeydi. Ne babacan adamdı Ramazan abi, herkesin derdini dinler mutlaka bir çözüm bulurdu. Sonra Aykut Oray vardı, rolünün ayrıntılarını net olarak hatırlayamıyorum ama durağa sık sık gelip Ramazan abiyle konuştuğu sahneleri hatırlıyorum. Ümit Yesin’in canlandırdığı sinirli taksici Kazım Şentabak vardı, her daim köpürmeye meyilli bir adamdı, gözlerinden ateş saçtığını görsem şaşırmazdım o derece sinirliydi 🙂 Sonra Kayhan Yıldızoğlu vardı, radyo sahibi Ekrem rolündeydi, Tuna Arman’ın can verdiği Manolya vardı bu radyoda çalışıyordu ve Ömer’in sevgilisiydi. Bu üçünün komedi sahnelerini izlerken gülmekten karnıma ağrılar girerdi. Ömer karakterini dizi ilk başladığında Peker Açıkalın canlandırıyordu, sonraları ne zaman olduğunu hatırlamıyorum Ömer rolünü Cengiz Küçükayvaz devraldı. Ömer’in “Manoşşş” nidaları kulaklarımda yankılandı bir an 🙂 Daha yazamadığım çok ayrıntı çok hayat var dizide.Her taksicinin bir ailesi ve her ailenin ayrı bir hikayesi vardı. Artist Celal, Ömer, Avukat Kenan, Erdal, hatta durağın çaycısı Abuzer’in bile ayrı hikayesi vardı 🙂

Birkaç senedir KanalD’de yayınlanan Akasya Durağı diye saçma sapan bir dizi var ya, işte o diziyi buna bezetmeye çalışmışlardı ilk başladığında. Hatta ilk birkaç bölümünü hevesle izlemeye de başlamıştım, güzel bir dizi çıkıyor heralde diyerek.. Ama sonradan o kadar saçmalamaya başladıki bunaldım sıkıldım yani 🙂 neyse neyse unuttuğum oyuncular vardır diye jeneriği ekledim bi bakıverin 😀

Mahallenin Muhtarları : “Herkes yerini alsın bizim dizi başlıyor” diye başlayan güzel dizim 🙂 Keşke şimdilerde de böyle güzel diziler yayınlansa da Türk dizilerini reklamlardan takip etmek zorunda kalmasam. Gerçi son zamanlarda Bizim Yenge olsun Seni Bana Yazmışlar olsun güzel yapımlar izlemeye başladık, artık hayırlısı 😀 Neyse dönelim dizimize 🙂 Mahallemizin esas muhtarı rolünde Cihat Tamer’i izlemiştik. Bir de kızı vardı bu muhtarın, Aydan Burhan’ın canlandırdığı bu kızın adı Fadime’ydi ve hatırlamadığım bir nedenden dolayı Karadeniz şivesiyle konuşurdu. Kahveci Temel bu Fadime’ye aşıktı, evlenmek için ikna etmeye çabalar dururdu yanlış hatırlamıyorsam 🙂 Temel rolünde Erkan Can’ı ilk kez burada gördüm, bu diziyle mi çıktı ortaya yoksa daha önceden yer aldığı yapımlar var mıydı tam emin değilim ama ben bu diziyle tanıdım onu 🙂 Sonra Çaydanlık vardı, diziyi izleyenler hemen hatırlamıştır neyden bahsettiğimi 🙂 Temel’in sevimli maymunundan bahsediyorum tabiiki 🙂 o sevimli hayvancığı görünce hep gülerdim ve benim de öyle bir maymunum olduğunu omzuma alıp taşıdığımı hayal ederdim, çocukluk işte 😀

Sonra Müzevir Müzeyyen (Sevil Üstekin) vardı,bütün mahallenin son dakika haberleri hep onda olurdu. Onun sonradan evlendiği Haydar bey (İhsan Bilsev) vardı, hatta Devlet Demiryollarında çalışıyordu Haydar bey de Müzevir Müzeyyen ne zaman ona seslense ilk önce Haydar Paşa derdi 😀 Her mahallede olduğu gibi burada da mahallenin delisi vardı, adını hatırlamıyorum ama Kutay Köktürk canlandırıyordu. Elinde bi direksiyonla sabahtan akşama kadar dolaşır durur ve aslında herkesten daha akıllı olduğunu hissettiren cümleler kurup herkesi kendine hayran bırakırdı 🙂 Kemik kıran Kadriye (Mehtap Anıl), sürekli usta diye konuşup duran Goncagül (Goncagül Sunar), kuaför Behiye (Filiz Taçbaş), onun kocası adını hatırlayamadığım taksici (Yalçın Gülhan), taksicinin annesi (Leman Çıdamlı) ve sürekli annem annem diye konuşan evde kalmış ablası (Nedret Özbek) daha sonraları muhtarın karısı olan iğneci teyze (Işık Aras), daha neler neler var unuttuğum 🙂 unuttuğum oyunculara da yer vermek için yine jeneriği ekledim 😀 çocuk oyunculardan Onur Dikmen’i şimdilerde “TövbelerTövbesi” dizisinde büyümüş serpilmiş olarak izlediğimizi de hatırlatayım 😀

Ferhunde Hanımlar : Bu diziyi sonuna kadar izlememiştim sanırım ama bayılırdım 🙂 Ne oyuncular vardı, yine pek çok oyuncuyu bu dizi ile tanımıştım^^ Tam bir aile dizisiydi ve çok çok eğlenceliydi 🙂 Ferhunde olarak tanıdığımız Beyhan Saran, Ferhunde’nin kocası Behzat rolünde Baykal Saran ile çok hoş bir çiftti 🙂 Belki de gerçekten karıkoca olmalarının verdiği samimiyetle ekranda daha gerçek durduğu için bu kadar hoş gelmiştir bana 🙂 ailecek izlediğimiz dizilerden birisiydi sanırım ya da belki sadece annemle birlikte izlemişimdir. Ferhunde ve Behzat çiftinin 3 kızı vardı yanlış hatırmalıyorsam, ikisi evliydi biri evde kalmıştı 🙂 Evli olan büyük kızın adı Nermin’di (Melek Baykal) tam bir çatlaktı, kocası da Fehmi (Levent Çelmen) zavallı adam çok çekerdi onun elinden 😀 bir de kızları vardı Yonca (Simge Selçuk). Evli olan ortanca kızın adı Necla’ydı (Hatice Aslan), kocasının adı da Bülent (Şahap Sayılgan) bir de çocukları Can vardı. Sonra diğer kızın adı da Nevzat’tı (İpek Çeken) ve kankası Müjgan (Hülya Gülşen Irmak) vardı. Ben bu Müjgan’ı da kızı diye hatırladım bir an ama anneme sorduktan sonra öyle olmadığını öğrendim 😀

Dizide en sevdiğim karakterlerse Meftune (Ayşenil ) ve annesi Şükufe teyzeydi (Meral Niron) Meftune’nin bir de minibüsçü bebalısı vardı, adı yoktu bu adamın ya da adı Belalı’ydı mı desem 🙂 Belalı rolünde Turgay Tanülkü’yü izlemiştik^^ Aslında diziyi o kadar beğenerek izlemiştim ki ama şimdilerde ayrıntılarını tam hatırlamıyorum.. Bu diziden sonra “Bizim Evin Halleri” diye bir dizi başlamıştı neredeyse aynı kadroyla ama onu pek sevmemiştim izlememiştim ben 🙂 madem diğer dizilerin jeneriğini ekledim, bunu da es geçmiyim 🙂

Çılgın Bediş : Bunu ortaokul yıllarımda izlemiştim hatta tekrar bölümlerini bile izleyerek evdekileri çıldırtmıştım 😀 Lise dönemi gençlerini, ailelerini, yaşamlarının eğlencelerini ve hüzünlerini anlatırdı 🙂 en sevdiğim kısımsa Bediş’in olmadık hayalleriydi. Yanında kurulan her cümle için ayrı ayrı hayallere dalma kapasitesi vardı kızda 🙂 Hayallerinde de her zaman Oktay olurdu, bazen onu kötülerin elinden kurtarırdı bazen de ikisi birlikte birilerini kurtarırlardı. Ama hep masal tadında olurdu o hayaller 😀

Mükü’yle saatlerce telefonda konuşmalarına ve Bediş’in telefonla konuşurken kucağına yattığı kocaman ayısına bayılırdım 🙂 Şimdi yayınlansa diziyi izler miydim emin değilim ama yayınlandığı dönemde bölüm atlamamıştım yani 😀 Hatta her gün okulda bölümlerini tartıştığım bir arkadaşım bile vardı, gerisini siz hayal edin 😀 Banu’nun “Aayyy Savaaaaşşşş!!” diye miyavlamasına çok gülerdim, şimdi ki Kore dizilerindeki şaşkın oppaaaa diye miyavlayan kızlar gibiydi 😛 hadi bi jenerik de buraya gelsin 😀

Aslında izlediğim diziler bu kadar değildi. Süper Baba ve Sıcak Saatler vardı küçüklüğümden aklımda kalan diziler içerisinde 🙂 ama ben onları yazmadım çünkü zaten çok güzel bir şekilde yazılmışlardı. Benimle beraber mimlenen sevgili çingum Hikaruivy burada çok güzel anlatmış o güzel dizileri 😀 bence okumadan geçmeyin^^

Evet benden bu kadar 🙂 bu dizilerin hepsi 90’lı yıllara ait diziler ve eminim bu yazıyı okuyanlardan da bu dizileri bilenler var :)o kadar heyecanla yazmışım ama mimi postalamayı unutmuşum 🙂 sizleri seçiyorum kimbapsushi ve sermin 🙂 güzel yazılar çıkar sizden merakla bekliyorum 😀

yazımı okuyan sevgili okurum lütfen yorumsuz geçme, diziler hakkında en azından bir-iki kelime söyleyecek bir şeyin vardır 🙂 bir sonraki yazımda görüşmek üzere, seviyorum sizi okurlarım, jalgaaaaa! 😀

Coffee Prince: Be my prince, please^^


Hayır hayır beni yanlış anlamayın, arayışta falan değilim 😀 ama yani bu prenslere de can kurban yahu 😀 😀

Aslında bu konuda yazmaya tırsıyorum biraz zira çok yazılmış çizilmiş 😀 özellikle hikaruivy çok güzel yazmış 😀 ama şimdi bi gaza geldim bu gazla yazdım yazdım, yazmazsam bi daha zor 😀

İlk olarak dizinin konusundan bahsediyim: Go Eun Chan (Yoon Eun Hye) hayatında annesi ve kız kardeşinden başka akrabası olmayan, ailesinin reisliğini üstlenmek zorunda kaldığı için hep çalışmış hatta birden çok işte birden çalışmış erkek gibi bir kızdır.

Choi Han Kyul (Gong Yoo) ise, aslında o da çok çalışmış denebilir, kendi istediği bir işte başarılı olmak için çok uğraşmış ama büyükannesi tarafından genelde bir işe yaramamakla suçlanan birisi. Halbuki çocukcağız sevdiği işi yaparken bayaa da bir tutkuluymuş yani ama yaptığı iş “oyuncak yapmak” olduğundan ciddiye alınmıyor sanırım 😀

İşte dizimiz bu ikilinin tesadüfen tanışması ile başlıyor 🙂 Han Kyul, Eun Chan’ı erkek sanıyori o da “ben kızım aloooo!!” demiyor. Neden mi?? Önce işe ihtiyacı olduğu için. Han Kyul büyükannesinin baskılarıyla, bir kafe açıyor ve bu kafede sadece erkekleri çalıştıracağını söylüyor. Durum böyle olunca bizim Eun Chan da erkek olduğu yanılgısından faydalanarak burada işe giriyor (aslında kendini zorla işe aldırıyor 😀 ) ondan sonrası mı?? olaylar olaylar 😀

Kafemizin adı mı? Coffee Prince 😀 tamamen prenslerden oluşan kadrosuyla, ancak hayallerde olabilecek kadar güzel bir yer 😀 Bunu söylemişken biraz da prenslerimizi tanıyalım mı?? 😀

Hong Gae Sik (Kim Chang Wan), kafenin eski sahibi. Hayal edebileceğiniz en umursamaz adam 🙂 hem pis, hem tembel… Ama gel gör ki kafede kahveleri bu kadar güzel yapabilen tek insan 🙂 (tabii Eun Chan da var ama o başka 🙂 )

No Sun Ki (Kim Jae Wook), nam-ı diğer ‘Waffle Boy’ 😀 böyle demek hoşuma gidiyor nedense 😀 neyse, tırnaklarında siyah ojeleri, arada Japonca konuşması, kimseyi umursamayan soğuk tavırlarıyla, değişik bir insan 😀 Eun Chan’ın kız olduğunu öğrenmelerinden sonra bi tualet sahneleri vardı, yine Japonca “Benimkini de gördü.” diyodu, ayy gül gül yerlere yattım resmen 😀 kendisi karizmatik olduğu kadar sadık bir aşık da aynı zamanda 😀

Jin Ha Rim (Kim Dong Wook), playboy geçinen ama aslında tek bir kızı bile zar zor idare eden, şirinlik abidesi bir şey yaa 😀 “My Chaaaaaaaan!!” diye gezinip durmasını özlediğim zamanlarda açıp tekrar izlemeye doyamayacağım bir karakter sanırım 😀 Min Yeop’un bunu kolunun altına alıp taşıdığı bi sahne vardı, bak hatırlayınca yine yerlere yatasım geldi 😀

Hwang Min Yeop (Lee Un), saf bir karakterdi. Kandırılması kolay, şaşkın bakışlı 😀 Eun Chan’ın kız olduğunu öğrenen ilk prens olduğu için onu diğerlerinden korumaya çalışmasına bayılmıştım 🙂 diğerleriyle arasına falan giriyodu, sonra da dönüp “İyi yaptım dimi??” diyodu 😀 Lee Un ne yazıkki genç yaşta bir motosiklet kazası sonucu aramızdan ayrılmış 😦 bunu okuduğum zaman çok üzülmüştüm 😦 gözlerini kısmasına falan bayılmıştım 😦

Sanırım Choi Han Sung (Lee Sun Gyun) kendisinden bahsetmezsek kırılır bize 😀 (kesin kırılır canım, zaten benim blogun sıkı takipçisidir 😛 ) Yanlış hatırlamıyorsam yapımcıydı arkadaş, böyle müzikle falan uğraşıyordu 😀 Han Kyul’un kuzeni, Eun Chan’ın başlangıçtan beri kız olduğunu bilen iki kişiden biri (diğeri de Bay Hong)

Dizide sonuna kadar sinir olduğum 2 karakter vardı 🙂 birisi Eun Chan’ın kız kardeşi Eun Sae (Han Yeh In), gıcık bir kızdı, sadece kendini düşündüğü kanısındayım hala 🙂 sevmedim sevmeyeceğim işte 😀 zavallı Min Yeop’cuğa neler yaptı. Diğer sinir olduğum karakter ise Han Yoo Joo (Chae Jung Ahn), Han Sung’ın eski ve yeni sevgilisi, aynı zamanda Han Kyul’un da aşık olduğu, boğulası kadın 🙂 Gıcık şey, hem Han Sung’ı başka bir adam için bırakıp gitmiş, hem sonra yüzsüz yüzsüz geri dönmüş, ayrıca bir de Han Kyul’a yakın davranıp aklını bundan alamamasına neden oluyor… Nasıl sinir oluyorum ona anlatama, hala da sevmiyorum yani, sonradan bi ısınma falan olmadı 😀

Bu koca kafalara bayıldım valla 😀 Neyse dizi hakkında ne söylesem bilemiyorum ama en kısa şekilde bayıldım diyebilirim. İzlediğim en güzel Kore dizilerinden biriydi 😀 Dizi daha ilk dakikalarda doğallığıyla sarıp sarmalıyor insanı 😀 Han Kyul’un büyük aşkı (hatta Eun Chan’ı erkek sanarken bile herşeyi boşverip aşkını kabullenmişti), Eun Chan’ın muhteşem erkeksi görünümü, kafedeki prenslerin her birinin birbirinden çekici ve şirin olması, kafenin “Ahh böyle bir yer olsa da gitsek takılsak!!” dedirten ortamı 😀 valla ne desem bilemedim gerçekten 😀 haaa ayrıca Gong Yoo’nun ne kadar doğal bi oyuncu olduğunu görüp de şaşmamak, onu sevmemek elde değil 🙂 aynı şekilde Yoon Eun Hye de çok doğal ve şekerdi 😀

Eun Chan ve Han Kyul’un telefonla konuştukarı sahnelerde eminim siz de aşık olmak, sevmek sevilmek isteyeceksiniz 🙂 Sonra birlikte sahile gittikleri zaman, Eun Chan uyuduğunda Han Kyul’un aşkını nasıl yansıttığını görünce içiniz kıpırdayacak, yüreğiniz ısınacak.. Han Kyul’un gözlerinde sevgisini gördüğünüzde, nasıl bu kadar iyi anlaşılabildiğine şaşıracaksınız 🙂 Hayatınızda görüp görebileceğiniz en sevimli seks sahnesinin bu dizide olduğunu düşüneceksiniz 😀 Bazen duygusallaşsanız da genelde büyük bir gülümsemeyle izleyeceksiniz bütün bölümleri..

Bence Kore dizisi izliyorum diyen insanoğlunun kaçırmaması gereken bir dizi (gerçi büyük ihtimalle çoktan izlemişsinizdir, dimi??) yazım izlemeyenler için biraz spoilerlı oldu sanırım, onlar için üzgünüm 😀

Daha fazla uzatmıyım ben en iyisi, yoksa diziyi tamamen anlatıvericem 😀 Aslında söylenecek, yazılacak o kadar çok şey var ki 😀 izleyecekseniz iyi seyirler, çoktan izlemişseniz umarım yazımı beğenmişsinizdir diyorum 😀

Haa bir de tavsiyemdir, diziyi izlemeden önce BigBang’in parodisini sakın izlemeyin 😀 Ben merakıma yenik düşüp izlemiştim, ondan sonra dizinin yarısında Gong Yoo’ya bakınca TOP’ın suratını gördüm 😀 bütün duygusallığınızı alıp götürüyor, benden söylemesi 😀

şimdilik gidiyorum 😀 Jalgaaaa 😀