Kader, Kısmet, Kaza, Vesaire…


Bu konu hakkında en son söyleyeceklerim bunlardır.. Daha fazla konuşup kimseyi rahatsız etmeyeceğim merak etmeyin..

Öncelikle kader kelimesinin anlamı nedir? Allah’ın olacak olan bir olayı önceden bilmesi değil mi kısaca.. Peki kaza nedir? Kaderde olan olayın zamanı gelince başa gelmesi diyebiliriz.

Peki ben bunlardan neden bahsediyorum? Soma’da yaşanan olayı ve o olaya kader kısmet diyerek insanları sakinleştirmeye çalışanları hepiniz biliyorsunuz. Peki siz buna inanıyor musunuz? Şahsen ben inanmıyorum.

Daha önce Van’da ya da Kocaeli’de Gölcük’te depremler olduğunda da kader kısmet denildi. Peki o insanları deprem mi öldürdü? Yani deprem olduğunda yerde büyük bir yarık oluşup insanları yutsaydı eğer, evet deprem öldürmüş olurdu. Ama o insanlar neden öldüler? Yaşadıkları binalar yıkıldığı için öldüler değil mi?

Deprem, olması önlenemez bir şey. Eminim bu konuda çoğu kişi bana katılacaktır. Ama yapılan binaların yıkılması önlenebilecek bir şey. Peki maden patlamasıyla deprem aynı şey mi? Bana kalırsa hayır. Bana kalırsa maden patlamasıyla aynı olan, deprem olduğunda binaların yıkılması durumu. Yani önlenebilir. Gerekli tedbirler önceden alınabilir.

Gölcük depremi yaşandığında Yalova’daydım. Yıkılan binaların çoğunu gördüm. Yazlık evimize birkaç site uzaklıkta olan Sema Sitesi’nin enkazının yakınına kadar gittim. Binanın tamamı değil, sadece aç gözlü müteahhidin binayı daha büyük yapabilmek için kapatma yolunu seçtiği bataklığın üzerine denk gelen kısım yıkılmıştı. Şimdi burada binanın yıkılması kader mi yoksa müteahhidin suçu mu?

Dini sömüren insanlar Soma olayı için kaderde vardı oldu diyorlar. Çünkü insanlar şu an tutunacak bir dal arıyorlar ve din bir Müslümanın tutunabileceği en büyük, en sağlam dal. Yani şu an yapmamız gereken tek şey dua etmek ve sorumluların bulunup cezalandırılması için uğraşmamak. Evet uğraşmamak. Çünkü sorumluların cezalandırılması bazı kesimlerin işine gelmiyor.

Müslümanlığa bu kadar bağlı olup da, önce tedbir sonra tevekkül diyen bir dinimiz olduğunu bilmemeniz biraz manidar değil mi?

Şimdi bu dediklerimi yanlış anlayıp dua edenlere laf söylüyorum sanmayın. Aksine ben de herkes gibi madende ölen her insan için, içeride mahsur kalan her can için dua ediyorum. Ama tek başına dua edip köşemizde oturmak yetmiyor, demek istediğim bu sadece.

Benim inancıma göre insanın yaşamını şekillendiren kaderi değil iradesidir. Allah bize hür bir irade ve yapacaklarımızı seçme hakkı vermiştir. Yapabileceğimizin en iyisini yapıp insanlara zarar gelmesini önlemeye çalışmak da bizim elimizde, her şeyi boş verip sadece kazanacaklarımızı düşünmek de.. O yüzden kimse bana kalkıp da kaderden kısmetten bahsedip olacağı vardı oldu demesin..

Bu yazıyı neden yazdığımı bilmiyorum. Sadece düşüncelerimin bilinmesini istedim sanırım.. Neyse.. Böyle işte…

Reklamlar

ön yargılarınız…


Bugün çok canımı sıkan bir şeyden bahsetmek için yazıyorum sadece.. Akşam üstü tivitırda Tao’dan ve onun ağlamasından bahsettim diye “aşırı duyarlı” ve benden daha insan olan biri tarafından uyarıldım bugün.. Günlerdir yazdıklarıma ses etmiyormuş ama artık yetmiş… Bir de öğretmenmişim, yazıkmış…

Beni ne kadar tanıyorsunuz ki bu şekilde yorum yapabilme hakkını kendinizde buluyorsunuz! Üzülmek için tivitıra daha önce bilmem kaç kişinin yazdığı ve zaten herkes tarafından kelimesi kelimesine ezberlenmiş özlü sözler yazıp, “ahh işte gerçekten acı çeken bir insan” dediğim birilerinin yazdıklarını rt yapmam gerektiğini bilmiyordum.. Kişisel hesap sözlerinden siz ne anlıyorsunuz bilmiyorum ama ben sadece bireye ait bir şeyden bahsedildiği sonucunu çıkarıyorum. Hesabımda ne yazdığım sadece beni ilgilendirir. Yazdıklarımdan hoşlanmayan ya da rahatsız olan varsa takibi bırakabilir. Sonuçta beni takip edin diye kimseyi zorlamıyorum ya da para falan vermiyorum…

Bir insanın sevdiği birini, yakınını kaybetmesi nedir, nasıl bir histir iyi bildiğimi düşünüyorum. Babam öldüğünde 19 yaşındaydım. Ona en çok ihtiyaç duyduğum anda, iyileştiğini ve artık sağlıklı olduğunu düşündüğüm anda gitti babam. 3 gün boyunca yemek yemedim, ağladım, tabutuna dokunana kadar öldüğüne bile inanmadım.. Sonra ne oldu… Her şeye rağmen yaşamak zorunda olduğumu hatırladım.. Annemin yanında olmam gerektiğini hatırladım…

İnsanlar acılarını her gün aynı şiddette çekmezler, çekemezler. Eğer öyle olsaydı etrafınızda akıl sağılığı yerinde tek bir insan bile bulamazdınız emin olun. İnsanların bir şekilde kafalarını meşgul edecek bir şeyler yapmaya başlamaları gerekir..

Evet Soma’da olanlarla ilgili tek bir haber görüntüsü izlemedim. Gelişmeleri anneme sorarak takip ettim. Çünkü o görüntüleri, ağlayan insanları görmeyi kaldıramıyorum. Babam öldüğünden beri hiçbir cenaze evine gitmedim ben. Çünkü kaldıramıyorum…

Acımı insanlar önünde çekmiyorum diye insanlığımı sorgulamaya hakkınız yok.. Haddinize mi bunu yapmak?!

Ölümün ne demek olduğunu biliyorum.. O insanın güldüğünü bir daha duyamamak, ağladığını görememek, kucağına yatıp uyumamak için inat edememek nasıl bir şey biliyorum… O yüzden konuşmadan önce bir kez daha düşünme zahmetinde bulunun lütfen!

Beni tanımıyorsunuz! Çoğunuz gerçek adımı bile bilmiyorsunuz! Artık canımı sıkmayın!!! İnsanlığınızı biraz ötede gösterin mümkünse!