Buluştuk, Tanıştık, Kaynaştık…


Bugün çooook güzel bir gün geçirdim ben 🙂 twitter sayesinde tanıştığım bir arkadaşımla daha yüzyüze tanıştım çok mutluyum. Gerçekten o kadar eğlendim ki… Her şeyden önce ortak noktanız varsa bir insanla, yanına sıkılmanıza imkan yok bence 🙂

Peki ben bugün kiminle buluştum? Taze bloggerlardan, twitter adıyla rvzgrl ya da blog başlığıyla Lee Aiden ya daaaaa benim blogrolle eklediğim adıyla Eeeevaa ile buluştuk 🙂 Hava sıcak olduğu ve ramazanda olduğumuz için, serin bir mekanda olalım diye düşünerek Optimum’da buluşmaya karar verdik… İşte size çok şaşılacak bir ayrıntı, ben ilk defa tam konuştuğumuz saatte gittim buluşmaya 😀 (altta dil çıkaran ben oluyorum^^ ayrıca çok şişko çıkmışım yaaaa ühühühühüü valla o kadar şişko değilim değil mi Eva??)

Ne yaptık derseniz aslında çok fazla bir şey yapmadık 🙂 Ramazanda olduğumuz için bir şey yiyip içemedik uzunca bir süre… Biraz mağazalarda dolaştık, biraz Starbucks’ta oturduk, öyle işte… Ama en önemlisi bol bol sohbet ettik, gülüştük, Super Junior’dan bahsettik, kısacası çok eğlendik 🙂 Bizim ortak noktamız Super Junior işte. Bakın Kore demiyorum, bildiğin Super Junior diyorum dikkatini çekerim 😀 Kendisi benim Leeteuk sevgim derecesinde bir Donghae sevgisi var (blog başlığından belli değil mi canum 🙂 )..

Yazının başında insanın ortak noktası olunca eğlenmemesi söz konusu değil demiştim ya… Bugün önünden geçtiğimiz Tiffany bile gülmemize neden oldu 🙂 Nasıl mı? Saturday Night Live Korea’nın son bölümünü izlemeyen bu sorunun cevabını bilemez 🙂

Neyse efenim iftar saati geldiğinde yemek yemek için üst kata çıktık… Ne yesek ne yesek derken Çin yemeği yemeye karar verdik 🙂 Tatlı-ekşi soslu tavuk yedik.. Gerçekten çok lezzetliydi^^ O yemek çubuklarını kullanmayı da artık iyice öğrendim vesselam 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir sonraki buluşmamız inşallah detaylı bir blog buluşması olacak 🙂 O zaman da bir yazı yazarım artık… Kısacası benden haber bekleyin sayın okuyucularım… O zamana kadaaaar, hadi ben kaçtım…

Jalgaaaaaa 😀

Reklamlar

Urfaaalıyammmm Eeeezeldennnnnn :)


Aaaa sizin haberiniz yok muydu? Ben artık Urfalıyam 🙂 Bildiğiniz gibi (ya da uzun zamandır yazmadığım için bilemediğiniz gibi) ben Şanlıurfa’ya atandım. Öğretmen olduğumu biliyordunuz ama bunda eminim, yazmıştım yahu^^ Neyse efenim konudan fazla uzaklaşmayalım…

Urfa’da yaşamaya başladığım için de bu aralar oraya özgü yemeklerden fazlaca yedim sanırım. Bir kere her şeyden önce öğrencilerimin velileri akşam yemeğine çağırdığında ister istemez Urfa yemekleri yiyorum 😀 Bu yemeklerde menünün değişmezlerinden biri de çiğ köfte oluyor… Ama bu o bildiğiniz, hani çarşıda satılan çiğ köfteler gibi değil efenim… Yumurtalı 🙂 Evet evet yanlış duymadınız yumurtalı…

Peki ben bu yazıyı size “Urfa’da bir çiğ köfte yedim hacı nasıl yandım nasıl yandım!!” demek için mi yazıyorum?? Tabii ki hayır 🙂 Ben bugün çiğ köfte yaptım onu anlatıcam kıh kıh^^ Hatta hazır yapmışken bir de fotoğraf çektim canlı kanıt olsun deyüüüü 😀

Şimdi bu yoğurma işleminin son aşamaları 🙂 Aslında ilk aşamalardan da fotoğraflar eklemek isterdim ama aklıma yazı yazmak gelmemişti o zaman. O yüzden fotoğraf çekmedim ilk aşamalarda 😦 Neyse efenim çiğ köfte nasıl yapılır onu anlatıyım biraz olur mu? (lan elim kolum da nasıl çirkin çıkmış piiiii!!!)

Önce 1 tane kuru soğanı küp küp doğruyorsunuz ama çok ince olaca ona göre 🙂 sonra bu soğana bolca isot ve 1 yemek kaşığı biber salçası ekliyorsunuz ve iyice yoğuruyorsunuz. Burada dikkat soğanlar iyice ezilecek hatta isotla karışınca macun gibi olacak. Bu arada ciddi ciddi yemek tarifi işine girdim hadi hayırlısı… Neyse efenim yoğurduk mu soğanımızı salça ve isotla? Sırada ince bulgurumuz var. Ben yukarıda gördüğünüz miktar için 2,5 su bardağı köftelik bulgur kullandım kıvamı çok iyi oldu 🙂

Eveeet bulgurlar iyice yumuşayıp köfte macun gibi olana kadar yoğuruyoruz.  Bu aşamada bende güç kuvvet ne araaaaaaar diyerek kardeşimden yardım aldım 🙂 Bir güzel yumuşattı bulgurları işi kolayladı 😀 Bir de yoğururken azar azar su eklemeyi unutmayın, yoksa saatlerce de yoğursanız yumuşamaz o bulgurlar ben diyim 🙂

Köftenin içine yumurta koymak istemiyorsanız sadece biraz yağ eklemelisiniz. Eğer yağsız yaparsanız köfte tatsız olabilir sanırım 🙂 Benim yaptığımın içinde, pek belli olmasa da, yumurta var… Normalde gözle görülür büyüklükte parçalar olması gerekiyordu. Peki yumurtayı nasıl ekliyoruz? Ben 3 tane yumurta kullandım. Önce tavada bolca tereyağını eritiyoruz, yumurtalarımızı kırıp karıştırarak pişiriyoruz. Yani bildiğiniz hani şu sabah kahvaltılarında yaptığımız tereyağlı yumurta gibi ama biraz daha yağlı 🙂 Yumurtamız tamamen piştikten sonra hooooop köftenin içine döküyoruz. Biraz soğuduktan sonra yoğuruyoruz. Aman çok yoğurmayın yoksa benimki gibi yumurtalar içinde kaybolur 😛 Haaa bir de yeşil soğan, taze nane ve maydonoz doğrayıp koymalısınız 🙂

Yine de kendime haksızlık etmiyim canım çoooooook dikkatli bakınca yumurtalar belli oluyor değil mi 😀 Hani şu beyaz beyaz noktalar var ya onlar yumurta işte 😛 Neyse canım, bu aşamaya geldiysek köftelerimize şekil verebiliriz demektir. Yukarıda gördüğünüz koca yığın bitti bu arada 🙂 Köfte bayaa macun gibiydi yumuşacıktı, sizin yaptığınızın da böyle yumuşak olması gerekir… Eğer yediğinizde ağzınızda bulgurlar kıtır kıtır yapmıyorsa içiniz rahat olsun köftenin kıvamı çok güzel olmuş demek 😀

Köfteye şekil verme aşaması çok kolay ve zevkli. Sadece bir parça alıyorsunuz elinizde sıkıveriyorsunuz 😀 O parmak izleri çok önemliymiş, annem öyle söyledi^^ Bu arada yukarıdaki fotoğraf da deve kadar oldu yeaaaa 😛 Neyse biz bu köftenin hepsini yedik yaa… Urfa’da o kadar uğraş verip kaybettiğim kilolarımı birer birer alıyorum pöhhh!! O yukarıda gördüğünüz köfteler bizim yediklerimiz, şu aşağıdakiler de komşuya gidenler 😀

Henüz kendilerinden yorum alamadım ama annemler çok beğendiler köftemi. Artık aile torpili mi geçtiler bilmem 🙂 Kardeşim gıda teknikeridir, test etti onayladı sertifikamı damgaladı elime tutuşturdu breh breh 😛

Bir de unutmadan, isotu fazla abartmayın… Acısı bol çiğ köfte makbuldür ama isotun vücudu terk ediş aşaması giriş aşamasından daha acılı oluyormuş diye duydum 😛 Kendim bizzat tecrübe etmedim bu acıyı ama öyle olduğunu söylüyorlar, sonra vay efendim sen bizim götümüzü, yok yok pardon gözümüzü korkuttun da köfteyi yapıp yemedik demeyin 😀

Neyse canım eğer bana güvenip yapıp yediyseniz afiyet olsun, lan sana ne güvenecez de bunu yapacaz diyip denemediyseniz aşk olsun 🙂 Ben şimdilik gidiyorum^^ Bu arada fark ettiyseniz aynı ay içinde ikinci yazımı yazdım… Dağlara taşlara gökte uçan kuşlara aman nazar değmesin bana 😛

Hadi ben kaçtım, jalgaaaaaaaaa^^

MİM: Tuhaf Sorular (çok acayip hikayeler bu başlığın altında)


Mim gelmese yazacağım yoktu diye düşünmüş olacak ki sağolsun Bahar arkadaşım çok eğlenceli bir o kadar da tuhaf bir mim göndermiş bana 🙂 Gelmiş geçmiş en tembel blog yazarı olarak, mim karşısında boynumuz kıldan incedir dedim ve yazmaya verdim kendimi…

İşte tuhaf sorularla Hayal 🙂

Çaresi bulunmayan bir hastalığa yakalandınız ve bunun sonucunda yaklaşık 1 yıllık ömrünüzün kaldığını öğrendiniz. Kalan 1 yılınızda ne yapardınız? 

Çok zor bir soru… Sanırım önce yapmak istediklerimin bir listesini yapardım (umarım liste yapana kadar 1 yıl dolmaz :P) Hazır liste yapmak demişken görüp görebileceğiniz en ne istediğini bilmeyen insan olduğumu belirtmek isterim… Çok çabuk karar değiştirebilirim bazen, bazen de aksine kararımda öyle bir inat ederim ki feriştahı gelse (artık o kimse :P) beni vazgeçiremez 🙂

Neyse ne diyorduk 🙂 Kalan zamanımın birazını sevdiklerime ayırırdım, sonra da yapmak isteyip de yapamadığım ne varsa onları yapardım… Teuk’a ulaşmak için akla hayale sığmayan her şeyi yapardım mesela, ucunda ölüm yok ya (iç ses: 1 sene sonunda öleceksin zaten mal!!)

Fobileriniz, takıntılarınız var mı, varsa nelerdir?

Bu sorunun cevabı ne buraya sığar ne de anlatmaya benim gücüm yeter 🙂 O kadar çok takıntım var ki… Bazılarından çok şükür kurtuldum ama bazıları insanların benimle dalga geçmesine neden oluyor 😦 O zaman birer tane fobi ve takıntı söyleyerek konuyu kapatalım ne dersiniz? (bu arada takıntı diyince aklıma ilk gelen kişi Monk oluyor)

İnsanların solunda yürüme takıntım var 🙂 Zamanında sevgilimi çileden çıkarmıştım sürekli oraya buraya çekiştirerek ama takıntı işte napıyım… Kalabalık gruplarla yürürken genelde geride kalırım ki sürekli sola geçmeye çalıştığım fark edilmesin 😀 Bunu burada açıkladığım iyi mi oldu kötü mü oldu bilemedim şimdi…

Paranormal şeylerden korkarım… Cinler, hayaletler falan bana anlatılmaması gereken şeylerdir… Beni korkutan filmler de bunlarla ilgili olanlardır… Öyle katilmiş, yok gençleri katlediyormuş bunlardan korkmam ben 🙂 Ama hayaletlerle, kızgın ruhlarla falan ilgili filmleri izledikten sonra etkisinden kurtulmam zor olur…

Bir sabah kalktınız ve dünya da hiçbir insanın kalmadığını öğrendiniz. Ne yapardınız? 

Ne sıkıcı olur lan… Herkes gitsin bir Teuk kalsın… Onun da gitmesini kabul edemem 😦 Bu aşamada basit düşünmeye başlıyorum 🙂

Dünyayı dolaşmak isteseydiniz, ilk hangi ülkeden başlardınız? Ve neden?

Dünyayı tanımaya başlamadan önce sanırım ülkemi tanımam lazım 🙂 Madem gezecez önce ülkeden başlamalı, sonra dünyaya açılmalı… Türkiye’den sonraki ilk durak hiç kuşkusuz Kore olurdu 🙂 Jeju Adası falan çok ilgimi çekiyor mesela… Sonraki duraksa İtalya olurdu… Nedenini bilmediğim bir merakım var İtalya’ya karşı, bir gidip göreyim bakalım neyi merak ediyormuşum^^

İtiraf edin, prens /prensese dönüşür tesellisiyle, kaç kurbağayı öptünüz?

Mimkinatı yok bir kurbağayı öpmem arkadaş 🙂 O ne öyle yapış yapış piiii… Ördek olsa öperim bak 😛

En son yaşadığınız küçük düşürücü, unutamadığınız bir olay?

Hiç öyle bir şey yok yaa 😛 Ben kiiiiiim küçük düşmek kim 😀

Asla yanınızdan ayırmadığınız 3 şey?

Cep telefonum (bu aralar fazla bağımlı oldum sanırım), babamın fotoğrafı, göz kalemim 🙂 Açıklamak kolay oldu la…

Hayatınızın bir kitap/film olmasını isteseydiniz, hangi kitap/film olurdunuz?

Sevdiğim o kadar çok kitap var ki hacı 🙂 Ama sanırım benim hayatımı yazmasını istediğim kişi Tolkien (her ne kadar yaşamıyor olsa da) olurdu… O adamın eski dilini çok seviyorum 🙂 Yüzüklerin Efendisi’ni nefessiz okumuştum…

En yakın arkadaşınızın bir uzaylı olduğunu ve sizi ilk denek olarak, kendi gezegenine götüreceğini öğrendiğinizde ne yapardınız?

Size bir sır vereyim mi, oda arkadaşımın öyle olduğundan şüphelenmiyor değilim 🙂 O ne tuhaf insandır yarebbim… O da eminim benden şüpheleniyordur 😀

İsviçre’li bilim adamları görünmezlik hapını buldu ve siz bu hapı deneyen ilk kişisiniz. Hapı kullandıktan sonra ilk yapacağınız şey nedir?

Filmlerde bir klişe olarak ilk önce erkek/kız soyunma odasına bakılır 😛 Ben şahsen sevmediğim insanlara musallat olur eğlencenin dibine vururdum 😀 Oda arkadaşıma musallat olurdum mesela delirtirdim kızı hah 😀

Sevgili okuyucularım bu yazı bugüne kadar yazdığım en sıkıcı yazı oldu… Ortasında bir yerde yarım bırakıp bloğu terk ettiyseniz söyleyin bak vallaha kızmayacam 😀 Bak arkasına bakmadan kaçanları gördüm, sen uzun saçlı nesini beğenmedin hacı!!! Kızmayacaktım dimi 😀

Güncelleme: Mim yazmışım kimseye postalamamışım, kimse de demiyor ki bre şaşkın nasıl mim bu 😦 Neyse efenim postalayalım mimimizi, öncelikle Masal çinguma sonra La Fea çinguma son olarak da Sermin çinguma atıyorum pasımı 🙂 Mim ellerinizden öper canlar^^

Güncelleme 2: Yoğun ısrar üzerine bir kişiyi daha mimlemek istiyorum izninizle… Harmony dongsaeng mimi çok beğenmiş beni de mimle beni de mimle dedi 🙂 Kendisini de pek severim mimledim gitti 😀

Aylardır yazmayınca yazı nasıl yazılır unutmuşum sanırım 😦 Bütün sıkıcılığıma rağmen beni okuma sabrı gösterdiyseniz teşekkür ederim… Şimdilik gidiyorum, jalgaaaaaa^^