MİM: Uri Santa Haraboci Bizi Boş Geçmesin ^_^


Ben yine mimlenmişim ama 😀 Beni tembel gören diğer blog yazarı çingularım, beni mimleyip zorla yazı yazdırıyorlar zaar 🙂 Beni mimleyen nomuyeppuda çinguma da ayrıca teşekkür ediyorum 😀 Hazır buralara kadar gelmişken onun isteklerini de okuyuverin 🙂

Neyse efenim gelelim bu seferki mimin ne olduğuna (ne çok mim dedim arkadaş). Uri santa harabociden 12 tane dilek diliyoruz, sonra oturup gerçekleşmesini bekliyoruz 😀

Santa Harabocim de geldiğine göre ben isteklerimi sıralamaya başlayabilirim sanırım.

1. Öncelikle Lee Teuk askere gideceği tarihi bir açıklasın da ben de kendimi ona göre hazırlıyım istiyorum. Her an askere gidiverecekmiş gibi hissetmek daha zor yahu… 2012 madem Teuk’a askerlik getirecek, getirdiği gibi bitirsin de bir zahmet 😀

2. Adam gibi ve sevdiğim bir iş istiyorum. Sevmediğim bir işte ömür çürütmek, genç yaşımda çökmek istemiyorum… Her insan severek yapabileceği bir işi hak eder bence, bunu ben neden hak etmiyim 🙂

3. Dünyada gezmek istediğim yerleri gezmek, ilk durağımı da Güney Kore yapmak istiyorum. Hatta belki gitmişken orada biraz fazla takılmak, o konser senin bu cafe benim (cafe derken Kona Beans 🙂 ) gezmek, mümkünse o cafede yerleşmek istiyorum 😀

4. Alışverişe çıkıp aklıma her eseni almak ama mali sıkıntıya düşmemek gibi mucizevi bir şey istiyorum 🙂 Özellikle bir dolu ayakkabı alasım var, artık ne yapsam bu konuda bilemiyorum 🙂

5. Bari bu sene kendime bir harici disk edinebilsem yahu 🙂 Dizi indireyim, film indireyim, Super Junior’ın katıldığı programları indireyim, Super Junior’ın kliplerini indireyim, zaten yeterince izleyip kendimi kaybetmiyormuşum gibi, bir de böyle kaybedeyim istiyorum 😀

6. Bütün gün dünyaları yesem, üstüne bir de yan gelip yatsam da kilo almıyım istiyorum 🙂 Kore dizilerindeki o kilo almayan kız modellerinden olmak istiyorum (ama onlar gibi çirkin ve bakımsız olmıyım mümkünse 🙂 ) Ayrıca Kore’de kız başına düşen iki taş gibi oppayı da alabilirsem 😛

7. KPSS saçmalığında iyi bir puan alıyım da öğretmenlik yapmak zorundaysam bari en azından atanıyım istiyorum… İki senedir ücretli sürünmekten o kadar bıktım ki anlatacak söz bulamıyorum… Neyse neşemiz kaçmadan bu isteği yapıp diğerine geçelim 🙂

8. Şu hikayemi artık tamamlıyım, okuyucular meraktan kurtarıyım, Sena kızımızı da mutlu ve mesut edeyim istiyorum 😀 Bu tembellikle biraz zor görünse de yazacam yaa valla 😀

9. Yapmak istediğim her şeye vakit ayırabileyim, her şeyi izliyim, her şeyi dinliyim, her şeyi okıyım, bütün bunların üstüne bir de Lee Teuk fotoğraflarına bakıyım, videolarını izliyim, yine de zamanım kalsın uykumu alıyım falan istiyorum 😀 (sanırım mucize istiyorum)

10. 2012’yi sağlıklı geçireyim, bari bu sene hasta olmıyım, bir huzurum olsun istiyorum 🙂 O kadar sıkıldım ki şu hastalık hallerimden, hatta mümkünse uzun yıllar böyle hasta olmak istemiyorum.. Yeter ulan 😀

11. Tv’de yayınlanan Türk dizilerinin sevgili senaristleri azıcık adam olsun, benim de izleyebileceğim bir şeyler yazsın, hatta bütün diziler birbirine benzemesin, Leyla ile Mecnun gibi özgün olabilsin istiyorum 🙂

12. Biraz cıvıyalım mı?? Evet… Biricik oppama kimse sarkmasın, o hep benim olsun, Kona Beans’te çocuklarımız gülüp oynasın, o bu kadar çalışma manyağı olmasın hep benimle ilgilensin istiyorum 😀 😀 Hatta olmuşken kaynanamgil de beni sevsin olur mu 😛

Eveeeet isteklerimizi yaptık, topu uri santa harabociye attık 😀 Mümkünse bu dileklerin hepsi gerçekleşsin o kadar yazdım yani cık cık cık 🙂 Hatta mümkünse son dilek üzerine yoğunlaşabilirsin sevgili uri santa haraboci 😀

Neyse ben artık gideyim de çekirdek çitleyip tombala falan oynayım 😀 Acayip koptuk yani harika burası, siz de gelsenize 😀

Saat geç oldu ama ben yine de bu mimi postalamadan geçmek istemiyorum 🙂 Benden önce kimler mimlendi bilmiyorum ama ben Hikaru ve Hyemin‘i mimlemek istiyorum 😀 Daha önce mimlenip de bunu yazmışlarsa ve ben okumamışsam mianheeee 🙂

Hadi artık gittim ben, jalgaaaaaaa^^

Reklamlar

MİM: Çok Yönlü Blogger Ödülleri


Ben bu mimi çok zaman önce yazmalıydım aslında. Bir türlü zaman ayıramadım 🙂 Neyse efendim önce kurallarımızı açıklayarak başlayalım mimize 🙂

1. Kural: Bizi bu ödüle layık gören çingularımıza teşekkür ediyoruz, bloglarının linkini veriyoruz ki siz de gidip o çingularımızın güzel, bir o kadar da eğlenceli yazılarını okuyabilesiniz.

Beni bu ödüle layık gören çingularım Lee, Nomuyeppuda, Nightsun, Egosantrikrapsody ve Sevgili Günlük çetesine teşekkürü bir borç bilirim efenim. (yazıyı geciktirince liste de kabardı tabii 🙂 )

2. Kural: Hakkımızda 7 şey yazıyoruz. Gerçi ben daha önce yazdığım bir yazımda kendimi yeterince deşifre etmiştim ama yazacak bir şeyler bulabileceğimi düşünüyorum. O zaman başlayalım bakalım.

♦ Bazen çok inatçıyımdır. Aklıma bir şeyi yapmayı koymuşsam, özellikle de yapamazsın veya yapma denmişse, mutlaka yapmam gerekir. Yoksa rahat edemem, uyuyamam, vs. Kısacası taktım mı takarım, aman diyim böyle anlarda önüme çıkmayın 😀

♦ Okuma-yazma öğrenmeme sebep de bu inadımdır. Ben 5 yaşındayken komşumuzun oğlu ilkokula başlamış, okumayı öğrenince okusun diye de çok güzel cicili bicili hikaye kitapları edinmişti. Ben de o kitapları merak ediyordum. Fakat bu hain oğlan benim kitaplarına dokunmama hatta bakmama bile izin vermiyordu. Ben de ona inat olsun diye okumayı öğrenmeye karar vermiş hatta Susam Sokağı izleyerek okumayı ondan önce öğrenmiştim. 😀

♦ Annem benim evde bıdı bıdı yaparak dolaşıp durmamdan sıkılmış olacak ki 6 yaşındayken beni okula yazdırıp, başından defetmiş 😀 Ben şimdi öğencilerim sınıfta yerlerinde oturmuyor, dolaşıp duruyorlar diye sinir yapıyorum ama okula başladığımda ben de farklı değildim. Çizgi çalışmaları yaparken sıkılır, sınıfta dolaşmaya başlardım. Hatta bir de herkesin yazdıklarını kontrol eder, senin yaptığın olmamııııışşşşşş yapar milleti sinir ederdim. 😀 (sanırım ettiğimi buluyorum, saygılar 😛 )

♦ Bir yerde asla uzun süre oturamam. En fazla yarım saat aynı yerde aynı pozisyonda oturduğum görülmüştür. 🙂 Bu yüzden oturmak zorunda olduğum mekanlarda bulunmayı fazla sevmiyorum (işte misafirliğe gitmekten nefret etmemin sebebi budur, nasıl bir bahaneyse bu da, neyse 😀 ) Ama arkadaşlarımla buluşmayı, bir yerde oturup muhabbet etmeyi çok seviyorum. Böyle de tutarsızım işte vesselam 😀

♦ Başım ağrıdığı zaman kullandığım ağrı kesiciler işe yaramıyorsa çok ilginç yöntemler denemeye, kendi üzerimde deneyler yapmaya (araştırmacı gençlik iş başında 😛 ) başlıyorum. Bugüne kadar denediklerim içinde en çok işe yarayanı yüksek sesle müzik dinlemek oldu. 🙂 Normalde dinleseniz başınızın ağrımasına hatta beyninizin kulağınızdan akmasına (öğğğğ iğrenç oldu bu yaa) neden olabilecek derecede yüksek sesle dinlediğim müzik, başımın ağrısının geçmesi için bir numaralı ilacımdır. 😀

♦ Çok tuhaf çalışan bir hafızam vardır. Hatırlamak istediğim bazı şeyleri hatırlamakta zorlanırken, çok da umrumda olmayan şeyleri inadına hatırlarım. Mesela bir filmi alt yazılı izledikten sonra Türkçe dublajlı izlersem, diayaloglardaki cümleler değişirse fark ediyorum. Ya da bir tiyatro oyununu iki kere izlemişsem ve iki oyun arasında diyalog farkı olmuşsa fark ediyorum. 😀 Belki de bu tür gereksiz bilgiler hafızamda boşuboşuna yer kapladığı için, asıl hatırlamam gerekenleri hatırlayamıyorumdur.

♦ Eğer bir şeye tamamen odaklanmışsam başka hiçbir şeyi görmeyebiliyorum. Mesela film izlerken yanımda dünya yansa görmeyebilirim ya da top atsanız duymayabilirim (gerçi son zamanlarda dizi izlerken aynı anda bir sürü iş yapmaya başladım ama 🙂 ). Ah bir de ders çalışırken böyle odaklanabilsem ama nerdeee 😀 😀 Ders çalışmak benim için tam bir eziyet sanırım 😀

Neyse canım 7 maddeyi tamamladığıma göre artık kendimden bahsetmeyi bırakabilirim 😀 Sıra ödülleri dağıtacağımız o ana geldi 🙂 Ödül sayımız 10la sınırlı olmasaydı, sağ tarafta bulunan bütün çingularım birer ödülü hak ediyorlar. Ama ödül sayımız sınırlı ne yazıkki.. O zaman başlayalım ödül sahiplerimizi açıklamaya 😀 Sıralamayı yaparken bloglarla tanışma tarihimi esas aldım, bilginize 🙂 And the Oscar goes to….. 😛

1. Hikaruivy’nin Renkli Dünyası: Bu öyle bir dünya ki bir giren bir daha çıkmak istemiyor 🙂 Benim okuduğum ilk blogtur ayrıca, blog yazmaya başlama sebebimdir 😀 Bööle komiklik, şakalar falan felan 🙂 Her şey vardır bu blogda, filmler, diziler, ayrıca bu filmlerde oynayan yakışıklılar, hepsi buradadır 😀 İlk zamanlarda annemin verdiği garip tepkilere maruz kalıyordum çingumun yazılarını okurken. Çünkü suratımda nedensiz bir sırıtma oluşuyordu annem de bunu garipsiyordu doğal olarak 😀 Haa bir de unutmadan çingumun iki tane de birbirinden güzel hikayesi vardır. My Lovely Roommate ve Güneş ve Ay.. Okumadan geçmeyiniz, hatta okuyunuz okutturunuz 😀

2. Kaktüs Çiçeği: Çingum bir garip çevre mühendisidir, kafayı da benim gibi uzak doğululara özellikle Korelilere takmıştır 😀 Ayrıca So Ji Sub ajusshimizin bir numaralı sevenidir. Onun sayesinde Ji Sub ajusshinin öğrenmediğimiz yönü kalmadı vesselam 😀 Her yazısını yüzümde gülümsemeyle okumuşumdur, mizah yüklü bir dili vardır. Ayrıca çok da güzel, bol sürprizli bir hikayesi vardır, Küçük Siren. Mutlaka okuyun diyeceğim bir hikayedir, kaçmaz yani 😀

3. Masal Evi: Eğer bir gün Ft Island kimdir, necidir, nasıl şarkıları klipleri vardır diye merak ederseniz, ilk durağınız bu blog olmalıdır 🙂 Zira yeni albüm, yeni dizi, yeni klip haberlerini ben hep ondan alırım 😀 Ayrıca çok eğlenceli film, dizi ve kitap yazıları da vardır. Ben okurken çok iyi vakit geçiriyorum 🙂 Hazır bloğuna gitmişken bir de hikayesine göz atın derim 🙂 Kalp Hırsızı çok çok güzel ve heyecan yüklü bir hikayedir, söyliyim 😀

4. My Destiny: Uri songsaengnim 🙂 Photoshop yapmayı ben ondan öğrendim, bu konuda hazırladığı yazıları çok güzeldir. Bugüne kadar 7 dersi oldu, hepsini sırasıyla takip edip uygularsanız, ortaya çok güzel şeyler çıkıyor 😀 Ayrıca film, dizi tanıtımları çok eğlencelidir. Bir de çok güzel photoshopları vardır, eeee bize öğretiyor baksanıza daha ne olsun 😀 Kısacası takip ediniz efenim 🙂

5. Kimbapsushi: Karşınızda aradığınız her daldan yazılar bulabileceğiniz bir blog daha 🙂 Ben onun yazılarını okurken de çok eğleniyorum, hatta pek çok şey öğreniyorum. Sadece dizi film tanıtımları yok orada, oyuncularla ilgili hiç bilmediğiniz şeyler de var mesela 😀 Gidilip görülmesi gereken bloglardan. Hikayesi de var Yeşilci kardeşimin, Mutluluk Yolcuları.. Bir gün oturun bilgisayarınızın başına ve o yolcularla beraber siz de yolculuğa çıkın bence.. Eminim pişman olmayacaksınız 🙂

6. Winpohu: İşte aradığınız her konuda yazı bulabileceğiniz bir blog daha. İzleyecek anime mi aradınız, film izlemek istiyorsunuz ama kararsız mı kaldınız, canınız manga okumak istedi ama hangisini okumalı mı diyorsunuz, yoksa dizi izlesem ama ne diye mi düşünüyorsunuz?? Kendinizi çingumun ellerine bırakıp rahatça seçim yapabilirsiniz 😀 Bütün bunlardan başka bir sürü güzel hikayesi vardır blog sahibimizin, Winpohu’ca Hikayeler başlığı altında, okumalısınız bence 🙂

7. Egosantrikrapsody: Kore dizilerine Winpohu tarafından bulaştırılmıştır bu arkadaşım 🙂 Ama halinden şikayetçi olduğunu hiç sanmıyorum 😀 Biz de bu durumdan hiç şikayetçi değiliz. Çünkü bu çingum dizileri filmleri izlemekle kalmıyor, onların hakkında insanları izlemeye özendirecek çok güzel yazılar yazıyor 🙂 Mutlaka okunmalı diyorum, saygılar 😀

8. La Fea: Müthiş Gong Yoo sevdalısı, müthiş insan 🙂 Çingumun bloğu da her telden güzel yazıların bulunduğu çok güzel bir blogdur 😀 İnsan okumaya doyamıyor bunları canım 🙂 Bence hiç vakit kaybetmeyin, bu bloğu da okuyun okutturun 😀

9. Nomuyeppuda: Daha yeni tanıştık kendisiyle ama çabuk kaynaştık 🙂 Çok eğlenceli bir bloğu var, G-Dragon sevdası var, G-Dragon’lu yastığı var 🙂 Hele son yazısında feci eğlenmiştim, çok güzel vakit geçirmiştim, duyurulur 😀

10. Sevgili Günlük: Karşınızda blog çetesi 🙂 4 kızdan oluşan kadrosuyla her telden yazılar bulabileceğiniz bu bloğu takip etmemezlik etmeyin 😀 Üstelik 4 ayrı yazarı olduğu için çok sık güncellenen de bir blogdur 🙂

Ohhhh ödülleri de dağıttık artık rahat rahat eve gidebiliriz 🙂 Ne uzun bir yazı oldu bu yine.. Artık yeni yazıyı birkaç gün yazamam heralde 😀 Bu yazıyı da ne kadar geciktirdim, ben cidden tembelim azizim 😀

Bir mimi daha tamamlamanın huzurundayken hazır gideyim ben artık 🙂 Jalgaaaaaaaa^^

Love Shuffle: Yapma Be ……


Love Shuffle izlemiş olanlar, cümleyi tamamlasınlar bakıyım 😀 Genelde Kore dramaları izleyen ben, ilk Japon dramamı bitirmiş bulunmaktayım, yay pandaaaaaaa 😀 😀

Öncelikle diziyle ilgili çok ayrıntılı bir şey yazmayacağımı belirteyim. Zira ben hakkında bir şey okumadan, sadece izlememi tavsiye ettikleri için izledim ve bayıldım. Dizi hakkında fazla bir şey bilmeden izlemek bana daha çok zevk verdi, bilmem siz ne düşünürsünüz 😀

Ama yine de konusunu kısaca özetliyim. Usami Kei, Aizawa Airu, Sera Ojiro, Kikuta Masato aynı apartmanda hatta aynı katta oturan komşulardır. Ancak bir gece, dördü birlikte asansörde mahsur kalana kadar bunu fark etmemişlerdir ve birbirlerini tanımamaktadırlar. Asansörde kaldıkları süre boyunca sohbet ederler ve konuşma bir süre sonra aşk hayatlarına gelir. Yaşadıkları aşklar, ilişkiler gerçek mi yoksa sahte mi, sadece kendilerini mi kandırmışlar falan diye konuşurlarken, ortaya çok ilginç bir sonuç çıkar. Daha doğrusu ilginç bir karara varırlar. Love Shuffle, yani Aşk Karmaşası yaparak gerçek aşkı bulmaya karar verirler.

Sanırım azıcık da karakterlerden bahsetmeden duramayacam 😀 Tamam tamam oturup diziyi tamamen anlatmadan susarım söz 😉

Usami Kei “Usa-tan” (Tamaki Hiroshi) çalıştığı şirketin sahibinin kızıyla nişanlı, kendi halinde bir insan. Aslında istediği her şeyi yapabilecek güce ve yeteneğe sahip bir insan ama nişanlısı Mei’yle evlenmek bütün hayat amacı haline gelmiş. İkinci sınıf bir üniversiteden mezun olduğu için, bu şirkette çalışmaktan başka bir işe yaramayacağı inancına sahip kendisi. Ama acaba gerçekten işe yaramaz birisi mi, izleyip görelim diyorum 😀 Aaaa bir de bu sevimli adamın sevimliliğini saçlarını yüzünden çekip gülümseyene kadar fark etmemiştim, kendisi pek şeker üstelik gamzeli gamzeli, yay pandaaaaaa 😀

Aizawa Airu “Ai Ai” (Karina) tercüman, hem de bir değil iki değil tam üç dil biliyor. Love Shuffle’a katıldığı andan sevgilisini gözden çıkarması da pek hoş yani. Kafasına koymuş yeni birini bulacak^^ Bu kadını izlerken hep anime karakterleri geldi aklıma, eminim anime izleyen herkeste aynı izlenimi oluşturacaktır. Kendisi aynı zamanda dizide giyim tarzına hayran kaldığım insnalardan. O yakasına taktığı gülen yüzlerden üniversite yıllarımda ben de takardım, bayıldım bayıldım, çok şeker (kendim de yaptım diye söylemiyorum haaa :P) Ayrıca çizmeleri ve şortları da hayran olunasıydı, söylemeden geçmeyelim 😀

Sera Ojiro “O-chan” (Matsuda Shota) profesyonel fotoğrafçı. Diziyi izleyen pek çok kişinin en sevdiği karakter olmayı başarmış, sevimli ve karizmatik kişilik. İlk izlenim olarak kendini beğenmiş, şımarık biri gibi gelmişti bana. Ama zamanla ben de çok sevdim kendisini 🙂 Fotoğraf çekimlerinde bambaşka bir insan oluyor sanki, yani ortama tamamen onun hakim olduğunu seziyorsunuz. Karşısındakine sorduğu sorularla, deyimi yerindeyse insanların çocukluğuna iniyor neredeyse. Yani tek işlemde hem fotoğraf çekimi hem bedava psikanaliz 😀 Ayrıca belirtmeden geçersem kendisine ayıp etmiş olurum (yazılarımı takip eder çünkü, değişmez okuyucularımdandır) saç tarzına bayıldım, çok çok sevimli görünmüyor mu sizce de 😀

Kikuta Masato “Kikurin” (Tanihara Shosuka) amcamız psikiyatrist. “Aşk Karmaşası” olayını başlatan, hatta ilk turda her hafta çiftleri belirleyen kişilik. Açık konuşmak gerekirse, bazı sahnelerde bu amcadan pek bir tırsmıştım. Gizemli bir yanı var. Dizi süresince aklınızda bir sürü karmaşaya neden olabiliyor. Öyle ki dizi bitene kadar adama yüklemediğim nitelik kalmadı, izleyin göreceksiniz. Ayrıca saç modelini sevmediğim bir karakter kendisi. Ama farklı bir model saçla da hayal edemiyorum, garip 😀

Kagawa Mei (Kanjiya Shihori) kafası karışık nişanlı kızımız. Dizi boyunca anime karakteri olduğuna yemin edebileceğim ikinci karakter 😀 Genelde saf gibi görünüyor dizi boyunca ama arada yaptığı çıkışlarla hiç de saf olmadığını, aksine çok zeki olduğunu gösteriyor. Bir gün hiçbir neden yokken nişanlısını terk etmesi, aslında bu karmaşaya katılmalarının da asıl nedeni. Ayrıca halmoni giyim tarzını pek beğenmediğim bir karakter^^ Bu uysal kızımızın dizinin sonunda mutlu olması beni de mutlu etmişti. Nasıl veya kiminle mutlu olduğunu sormayın, söylemem, spoiler vermem, yapmam 😀 Neyse siz izleyin bu diziyi göreceksiniz 🙂

Oishi Yukichi (DAIGO) ezik prens 😀 İşte benim ilk bölümde en sevdiğim kişi olmayı başaran karakter. Airu’nun sevgilisi. Çok zengin ve zengin olduğu kadar da ezik birisi 😀 “Para mı, bende çok var.” modunda gezmesine bayılmıştım ilk bölümden. Arkadaşlarının peşine stalker gibi takılması, eşyalarına GPS veya dinleme cihazı yerleştirmesi, bütün problemleri parayla çözmeye çalışması çok şekerdi (tamam bunlar sorunlu bir karakterin özellikleri gibi ama çok şeker tamam mı 🙂 ) Ayrıca Usa-tan’la kurdukları arkadaşlık çok güzeldi, Tara-Chan’lar bir numaraydı yani 😀

Hayakawa Kairi (Yoshitaka Yuriko) Doktor Kukita’nın hastası, Thanatos’u görebildiğini ve 20. yaş gününde kendisini öldürmesi gerektiğini söylüyor. Kukita onu sevgilisi olarak tanıtıp, Aşk Karmaşası’na dahil ederek, kendini öldürmek istemesinin önüne geçebilmeyi ümit ediyor. Dizi boyunca konuştuğunu gördüğümüz sahneler sayılıdır. Sesi çok az duyulur, bakışları da biraz tuhaftır. Gülümsediği nadir sahnelerde ne kadar sevimli olduğunu gördüm yine de 😀 Ayrıca kızımız ressam, çok güzel resimler yapıyor. Özellikle evinde mavi ağırlıklı bir tablo vardı ki ben çok beğenmiştim 🙂 Haa bir de Usa-tan’la randevularının olduğu sahneler diyorum ve susuyorum,izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır sanırım 😛

Kamijyo Reiko (Kojima Hijiri) değişik birisi. Onu nasıl tanıtsam bilemedim. Ojiro’nun sevgilisi olarak olaya dahil oldu ama oldukça karmaşık bir karakter. Mesela aslında evli ama karmaşık bir evliliği var. Bu olaya dahil olmasının nedeni ise daha karmaşık (ne çok karmaşık dedim ben yaa). Anlatmaya kalkarsam spoiler veririm diye düşünüyorum, bu yüzden izleyin diyorum şimdilik. Kairi’yle karşılıklı konuştukları bir sahne vardı, çok gülmüştüm o sahnede 🙂 Ayrıca özel arabasının arka pencerelerindeki küpürlü tüller de ayrı bir şeydi, kendimi tutamadım söyledim, ohhhh 😀

Benim anlatacaklarım bu kadar (sözde bu yazı kısa olacaktı ama destan oldu yine). Ama siz yine de biraz daha ayrıntılı okumak istiyorum diyorsanız sevgili çingum My Destiny şu yazısında çok çok güzel anlatmış diziyi, okumadan geçmeyin 🙂

Sevdiğim sahnelerinden de bahsetmek istiyorum ama ben şimdi kendimi tutamam anlatırım dizide ne olduysa. En iyisi siz izleyin, izlettirin, sevin, sevdirin, vs…. 😀 Ben gideyim de yeni başladığım animeyi izlemeye devam ediyim.

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, jalgaaaaaaaa!! 😀

Que Sera Sera: Bir Issız Ajusshi Masalı


Uzun zamandır dizi yazısı yazmıyordum. Bu diziyi dün bitirdim, taze taze yazıyım, insanları bilinçlendireyim dedim 😀

Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz dörtlü arasında aşk üçgenleri, dörtgenleri, beşgenleri (yok bu fazla oldu) yaşandı dizi boyunca 🙂 Ama durun canım, önce bir dizinin konusundan bahsedelim değil mi…. 😀

Kang Tae Joo (Eric Moon), yakışıklılığını ve cazibesini kullanarak zengin kadınlarla birlikte olmayı başaran, orta halli biridir. Kendisi zengin olmamasına rağmen, bu kadınlar sayesinde pahalı arabalara biner, pahalı kulüplere girer, kısacası gününü gün eder. (adi herifin tekidir de diyebiliriz 😉 ) Bir gün kapısının önünde uyuyan tuhaf bir kadınla karşılaşır: Han Eun Soo (Jung Yoo Mi).. Önceleri onu küçümseyip küçük bir çocuk gibi davransa da zamanla ona aşık olur.

Cha Hye Lin (Yoon Ji Hye), zengin bir alışveriş merkezi başkanının tek kızıdır. Oldukça şımarık bir kızdır. Babası çok zengin olmasına rağmen, kendi ayakları üzerinde durmak istediği için kendi butiğini açmıştır, hatta kendi markasını oluşturmuştur. Babasının isteğiyle ilk aşkı Shin Joon Hyuk (Lee Kyu Han) tarafından terk edilince, onu kıskandırmak için kendine bir erkek arkadaş satın alır. Satın aldığı bu kişi Kang Tae Joo’dan başkası değildir tabii ki 🙂

Hye Lin kızımız, her ne kadar diğer elemanı kıskandırmak için bu işe girişmiş olsa da, zamanla Tae Joo’ya aşık olmaya başlar. Ama hesaba katmadığı bir şey vardır, Tae Joo zaten bir başkasına, Eun Soo’ya aşıktır. Aslında dizi genel olarak, bizim adi herifin aşkı sayesinde nasıl değişip olgunlaştığını gösteriyor da diyebiliriz sanırım.

Dizi genel olarak Kore dramalarının klişelerinden uzak gibi görünüyor. Mesela öpüşme sahneleri diğer dramalardan daha gerçekçi duruyor. Çiftlerin birbirine yakınlaşması diğer dramalarda da çok doğal işleniyor tabii ki. Ama bugüne kadar izlediğim dramaların çoğunda, öpüşme sahneleri çok zorlama olurdu, bu dizide bunu göremezsiniz.

Sonra bunda da her dizide olduğu gibi bir esas kız- esas oğlan aşkı var. Ama diğer dizilerde olduğu gibi birbirlerinden ayrılmamak için her şeyi yapmıyor bunlar. Aksine esas oğlan gidip kendini parayla satabiliyor, kızın ardından ne hale gelebileceğini düşünmeden… Ya da kız gidip hemen kendine yeni birini bulabiliyor, sevdiği adamın arkasından acı çekmesine rağmen…

İlk etapta diziye bayılmıştım. Yine de itiraf etmem gerekir ki diziyi zorla bitirdim. İlk 9 bölümde hiç bir sorun yoktu, yani çok eğlenceliydi her şey. Aşk, acı, gözyaşları, gülümsemeler, hepsi çok güzeldi. Özellikle 3. bölümdeki asansör sahnesine bayılmıştım (izleyenler neyden bahsettiğimi anlamışlardır 😉 ) Ama ne zaman ki 10. bölümün yarısına geldim karakterler üzerime üzerime gelmeye başladı sanki. Ben de bir süre ara verdim diziye. Başka bir dizi izledikten sonra geri dönerek bitirebildim neyseki 😀

O zaman hoşlanmadığım noktalardan bahsediyim biraz da. Mesela Hye Lin’in odunsu yürüyüşünden nefret ettim. Bir insanın yürüyüşünde hiç mi zarafet olmaz?? Yüzüklerin Efendisi’ndeki Entler bile bu kızdan daha zarif yürüyorlardı yeminlen 😀 Oyunculuk konusunda da öyle, bir ağaç dalında ya da rafta duran bir ramen kasesinde bu kızdakinden daha fazla rol yeteneği olduğuna eminim. 🙂

Sonra esas kızımızın, yani Eun Soo’nun besleme modeli kesilmiş saçlarıyla iki tane taş gibi oppayı peşinden sürüklemesini mantıklı bulmamızı beklemelerini sevmedim. Umutsuz ev kızlarına “Siz ne kadar tipsiz olursanız olun, peşinizden koşacak taş gibi oppaları bulmanız an meselesi.” mesajı vermek istemişlerdi sanırım.

Aslında spoiler vermeden hoşlandığım ya da hoşlanmadığım noktaları tam olarak anlatmam mümkün değil sanırım. Bu arada diziyi seven arkadaşlar da vardı. Mesela Kimbap çingum şu yazısında çok güzel anlatmış diziyi 🙂 Yalnız dizinin OSTlarına bayıldığımı söylemeden geçersem ayıp etmiş olurum 😀

En sevdiğim iki şarkıyı seçtim eklemek için ama diğer şarkıları da çok güzeldi dizinin. Peki yazının başlığı neden böyle? Çünkü Kang Tae Joo’da çok ağır bir Issız Adam havası vardı bence. Hatta, ahh spoiler vermek istemiyorum, Issız Adam’ın final sahnesine benzer bir sahne bile vardı dizide 😀

Tamam tamam sustum. Diziyi yerden yere vurmadan ben gideyim en iyisi 😀 Yeni bir yazıda görüşmek üzere diyelim o zaman sevgili okuyucularım (havaya da girdim breh brehhh) 😀

Jalgaaaaaa!!! 😀

Doğru Sandığımız Şeyler Ne Kadar Doğru?


Bu aralar kendime sık sık sorduğum bir soru bu… Kendim için doğru olduğunu sandığım şeyler ne kadar doğru? Hatta doğru mu? Aslında uzun zamandır bloğa yazmadığım için eğlenceli bir şeyler yazmak istiyordum. Ama sanırım şu anda o psikolojide değilim.

Beni tanıyanlar öğretmen olduğumu ve atamam olmadığı için ücretli öğretmenlik yaptığımı bilirler. Kendim için meslek olarak öğretmenliği seçtim. Bunun benim için doğru olabileceğini düşündüm. Ama bu aralar bu seçimimden pek emin değilim.

Kafam o kadar karışık ki bu konuda… Ne yapmak istediğimi hala bilmiyorum. Evet eğitim fakültesinden mezun olalı 2 yıl oldu. Yani mesleğime karar vermek için biraz geç kalmış olabilirim.. Ama bu kafa karışıklığıyla ve bu mesleğe karşı isteksizliğimle, bu işi yapmam ne kadar doğru…

Bazen öyle bir noktaya geliyorum ki, sanki dokunduğum her şey yerlebir olacakmış gibi hissediyorum.. Ve bazen o kadar kötü oluyorum ki, nedensiz yere ağlamaya başlıyorum… Yaptığım hiç bir şeye odaklanamıyorum, sonuç olarak yapmaktan vazgeçip bir kenara atıyorum.. Her şeyi doğru yapmak istiyorum ama sanki her şeyi yanlış yapıyormuşum gibi hissediyorum..

Bu şarkının sözleri bana çok uyuyor bu aralar. Bazen keşke her şeyi bırakıp, baştan başlayabilsem diyorum. Bunun için geç mi kaldım bilmiyorum ama önümde seçenekler olsun istiyorum. Yapabileceğim bir şeyler olsun istiyorum…

Ama şu anda geri dönemeyeceğim yanlış bir yola girmiş, durmadan ilerliyormuşum gibi hissediyorum. Bir şeyleri yıkmadan, bozmadan, yeni şeyler yapmak mümkünse eğer, artık bunu yapmak istiyorum…

Sanırım ben yine çok şey istiyorum.. Bu saçma sapan yazıyla canını sıktığım herkesten özür diliyorum.. Umarım bir sonraki yazım daha az karamsar olur.. O zamana kadar, bari siz kendinize iyi bakın ve doğru seçimler yapın…