Dans Dans Dans ^_^


Bugün canım sıkkın yaa kendimi video izlemeye verdim..Başlıktan da tahmin edebileceğiniz gibi dans videoları izledim. Ama öyle önüme gelenleri değil, So You Think You Can Dance adlı programdan beğendiğim koreografileri tekrar izledim. Ben bu programı çok severim yaa ne danslar ne dansçılar var 😀 özellikle 4. sezondan Mark Kanemura’ya bayılırdım 😀

Ekleyeceğim videolarda ona da yer vericem tabii ki. Bu çocuk sanırım Hawaii’den katılmıştı yarışmaya. O bakışları, deli manyak hareketleri, bence muhteşem dansıyla çok iyiydi yaa 😀

Çok da şirin ama di mi yaa bence öyle ne biliyim 😀

Neyse burdan sonra videolar var, aralarına yorum da yazmayı düşünüyorum bakalım siz de videoları beğenir misiniz???

Bu koreografinin adı “Addiction” ben her izleyişimde etkileniyorum. Dansçıların isimleri Kayla ve Kupono. Kupono da Hawaii’dendi sanırım 5. sezondaydı. Onun o bakışları var ya offff bişey diyemiyorum 😀

Yine Kayla ama bu sefer Jason’la..Bu koreografiye de bayılıyorum ama keşke video kalitesi daha iyi olsaydı 😦

Yine mi Kayla yaa??? Demek ki ben bu kızın dansını sevmişim 😀 Bu kez de Evan’la.. Bu koreografi bende dans etme aşkına neden olmuştu ama nerde bende o yetenek???

Bu 3. sezondan Lacey and Kameron. Tüylerimi diken diken eden bir dans, nedenini bilmiyorum ama çok etkileyici…Keşke daha iyi bir video olsa ama youtube sürekli videoları sildiği için ancak bunu bulabildim…

İşte Mark heheheh 😀 aslında bu videonun da daha kalitelisi vardı ama youtube bey silmiş ne yazıkki… Kızımızın adı da Chelsie 🙂

İtiraf ediyorum bu koreogrifinin en sevdiğim tarafı Mark’ın yüz ifadesi 😀 kızımızın adı Courtney ama Mark’ı izlediğim için çok dikkat etmemiş olabilirim ona 😀

Katee ve Joshua.. Hip hop ve aşk 😀

Biraz farklı bir daldan geldi bu sefer..Çok eğlenceli, kıpır kıpır yaa 😀

Bunu da seviyorum yaa belki şarkıdan belki başka birşeyden dolayı..Özellikle sonlara doğru Karla’nın Jonathan’ın boynuna asılı kaldığı kısım çok hoşuma gidiyor 😀

Bu videonun daha kısası vardı ama bulamadım yaa 😦 neyse Sabra ve Dominic karşınızda. Size küçük bir dedikodu veriyim mi?? Bu ikisi yarışmadan sonra gerçek bir çift olmuşlardı 😀

Yaa aslında daha çooook var da uykum geldi hem, hem de bazı videoları bulamıyorum. En iyisi şimdi bunu böyle bırakıyım artık sonra bir de ikincisini yazarım bu yazının ne dersiniz???

İyi geceler, jalga 🙂

Reklamlar

16 Wishes… Hööö!!!


Yok arkadaş yaşımız gelmiş artık bilmem kaça…Ergen filmleri falan izlemek saçma oluyor dimi??? Justin Bieber dinlemek gibi bir şey haha 😀 😛 Ayy yok fazla oldu yaa bu film onun kadar kötü değil miydi ne??

Neyse bee çok uzattım lafı 😀

Bugün kendi halimde oturup sıkılırken, biraz çizgifilm izliyim diye (özellikle Milo ve Balık Oltası çok eğlenceli yaa 😛 ) Disney Channel’ı açtım. Bu arada hemen belirteyim çizgifilmlerin çocuklar için olduğuna inanmayan bir insanım ki bunu daha önce de söylemiştim 😀

Neyse filmin konusu kısaca şöyleydi efenim: Abby 16 yaşına girecek olan bir ergen 😀 Doğumgünü sabahı uyanıyor, ailesini hafiften tersliyor (Amerikan filmlerindeki her ergen gibi) 16 yaşına girdiğini bunun çok önemli olduğunu ve hayatında bir kere yaşayabileceği bir şey olduğunu söylüyor (neden? 15 yaşına kaç kere girmiş ki?) Sonra buna bi tane peri gibi bişey (ki filmde sevdiğim tek karakterdi ama çok şapşaldı) 16 tane dilek mumu veriyor. Bu mumlar Abby’nin daha önce yaptığı 16 maddelik bir listeyle bağlantılı falan filan. İşte ergen tayfasına 16 yaşının önemli olduğunu, gençliğin tadını çıkarmaları gerektiğini, yaşları ilerlediğinde pişman olmamak için iyi yaşamaları gerektiğini falan söylüyor…

Benim asıl bahsetmek istediğim Amerika’da 16 yaş neden her filmde dönüm noktası olarak gösterilir ki??? 16 yaş çok mu önemli?? Bizde de öyle mi yaa?? Eee bize niye haber gelmedi??? Ben neden bu kadar çok soru sordum??? (ergen filmi izleyince devreler karıştı bende saçmalamaya başladım…)

Ben 16 yaşına girdiğimde evdekilere böyle trip atamamıştım yaa 🙂 Annemin karşısına geçip de: “Anneee ben 16 yaşına girdim, bu hayatta bir kere oluuuuuuur…” diyememiştim. Onun yerine annem “Hayaaaaaaaal!!! Çabuk mutfağa gel, büyüdün artık yıka şu bulaşıklarıııııı……” dedi 😛 😛

Yok canım yaa annem o kadar acımasız değildir 😀

Sonra öyle süper bir parti de vermedim. Benim partilerim hep küçüklüğümde kalmıştır. Annem poğaçaları börekleri fırınlar, pastayı yapar, arkadaşlarımı da çağırırdı, mum üflemece yemece içmece 😀 😛 Bütün arkadaşlarım yemiştir annemin poğçacıklarından 😀 Ama 16. doğumgünümde parti yaptığımı hatırlamıyorum. Arkadaşlarımdan gelen mesajlarla geçiştirilen bir doğumgünüydü sanırım 😀 😛

 

Haa bir de bu Amerikan filmlerinde, esas oğlan ya da kızın özel bir gücü falan varsa hep 16 yaşında ortaya çıkar dimi?? Yoksa ben mi yanlış biliyorum????

Neyse yaa yine ne sıkıcı yazı oldu bu amaaaan 😀 Okuduysanız sabırlıymışsınız azizim 😀

Ben gideyim de atanabilme ihtimalim olan bir kaç okul seçeyim en iyisi 😀 Bakarsınız bu sefer olur yaaa… Hadi görüşürüz 😀

잘가 (jalga) bunun nasıl yazıldığını bugün Koreli çingumdan öğrendim hacı 😀 hadi hoşçakalın 😀

bak aklıma ne geldi yaa :D


Bugün Twitter’da takılırken Mydestiny‘nin yazdığı bi tweet dikkatimi çekti. Jensen Button için bir zamanlar deli gibi takip ederdim yazmıştı. Ben de cevap olarak Kimi Raikkonen’i takip ettiğimi yazdım. Alonso vardı, Şumi vardı falan diye gitti muhabbet.

Neyse konu bu değil aslında, konu şu…Bazen zevklerim o kadar hızlı değişiyoki ben bile takip edemiyorum 😀 Sonra dedim ki kendi kendime “Yaa yaz bakayım neler değişmiş sendeee??” İşte yazıyorum bakalım neler değişmiş bende.

F1 ve F1 Racing dergisi:Tam bir sene boyunca tek bir sayısını bile sektirmeden aldığım tek dergiydi. Bir dönem gerçekten çok meraklıydım yarışlara falan ama artık ilgimi tamamen kaybettim. Üniversitede 1. sınıftayken elimde bu dergiyle kampüste gezip, boş bulduğum her yerde oturup okurken, sanırım dikkat çekiyordum. Hatta beni öyle tanıyan sınıf arkadaşlarım olmuş, sonradan itiraf etmişlerdi 😀 Şimdi mi? Şimdi hangi pilot hangi takım için yarışıyor, en son hangi GP yapıldı, kim birinci oldu, o GP’de pol pozisyonda kim başladı, bu soruların anlamı neydi hepsini unuttuuuuum gittiiiiii 😀

Tenis:İşte yine sadece bir dönem için meraklandığım bir spor dalı. Raket aldım, renkli tenis topları aldım, Hülya Avşar’ın topuklu botlarından aldım (şaka şaka 😀 ) Neyse ihraç fazlası (!) espri yapmadan konuya devam edelim. Aslında bu kadar alışverişin sebebi son sınıfta aldığım seçmeli tenis dersiydi ama ders dışında tenis oynamadığım yetmezmiş gibi derste de iki kere oynadıktan sonra sıkılmıştım 😀 Şimdi tenis raketim çantasında odada asılı duruyo, arada tozunu alıyorum pis kalmasın diye, öyle işte 😀 Neyse ki o derste sadece iki kere oynadığım tenis, dersten geçmemi sağladı da bi de onunla uğraşmadım 😀

Futbol ve Beckham:Bunu izlemeye meraklıydım yaa. Aslında bu merakta Beckham etkiliydi. Manchester United maçlarını hiç kaçırmazdım, sonra da Real Madrid 😀 Hatta o derece ki Beckham Real’e transfer olurken ne kadar para kazandı, 7 olan forma numarasını neden 23 le değiştirdi, en iyi vuruşları, attığı goller, hepsini bilirdim… Hatta kitabı vardı onu bile okumuştum. Ama şimdi bi sorun bana Beckham ne yapıyor onu bile bilmem, ilgimi kaybettim azizim 😀

Benjamin McKenzie: The OC’yi bilir misiniz? Cnbce’nin bir dönem en çok izlenen dizilerinden biriydi. 4 sezon sürmüştü ama sadece 3ünü izlemiştim, son sezonu yayınlanırken üniversitedeydim izleyemedim (bahaneye bak sanki esir kampındaymışım 😀 ) Neyse izlemeyenler için biraz bahsediyim: Orange County’de yaşayan zengin bir kesim var, işte bu kesimin ve ailesinin yaşamlarını anlatıyor.  Bu ailelerden Cohenlerin yanına Ryan diye bi varoş çocuğu gelir, bu hayata ayak uydurmaya çalışıyor. Burda Marrisa ile tanışıp ona aşık oluyor. Bir olaylar bir olaylar 🙂 Ya daha ne anlatıyım ki aslında güzel diziydi ama Kore dizileriyle tanışınca ilgim tamamen onlara kaydı ve bu dizinin son sezonunu izlemeyi unuttum 😀 😀 Müzikleri çok güzeldi dizinin hatta çoğu grup bu diziyle kendini tanıtmıştır. Haaa bi de diziyi izlediğim dönemde youtubeda videolarını izleyip izleyip kota aşımı nedeniyle yüklü bir fatura ödetmiştim bizimkilere 😀

Facebook’taki oyunlar:Farmville, Cityville ve türevleri 😀 geçen yıl bayaa bi oynadım hatta 4 ay önce de oynuyodum. Ama bu aralar çok sıkıldım onlardan, yeni ufuklara yelken açtım 😀 yaza bakarsınız yine başlarım oynamaya hiiiiç belli olmaz yani:D

Türk dizileri: Aslında bu konuda bende bi değişiklik yok sanırım yaa. Ama yine de yazmak istedim işte. Bugüne kadar sonuna kadar hiç sektirmeden her bölümünü izlediğim bir Türk dizisi yoktur. En uzun dayandığım diziyi 30 bölüm falan izlemişimdir ki bizim diziler en az 70 bölüm sürer bilirsiniz. Uzatırlar da uzatırlar konuları, sarkıtırlar da sarkıtırlar… Haa ama final bölümlerini mutlaka izlerim, bi bakarım nasıl bağlamışlar sonunu diye 😀 Bir de Türk dizilerini genelde reklamlarından takip ederim. Mesela “Yaprak Dökümü” böyle reklamlarından takip ettiğim bir dizidir ama final bölümünü izlemiştim 😀 Ezel’i bile izlemedim sonuna kadar yaa, yani finalini tabiki izledim ama arada çooook bölüm var izlemediğim 😀 😀

Kabak Dolması:Şimdi bu ne alaka demeyin, bir zamanlar en sevdiğim yemekler arasındaydı çok sevgili dolma bey 😀 Ama şimdi sevmediğim yemekler arasında yer almaya başladı. Ondan da sıkıldım yani 😀 Bu aralar en sevdiğim yemek ramen 🙂 ondan ne zaman sıkılırım ya da sıkılır mıyım bilmiyorum 😀

Böcekler:Evet evet böcekler. Araştırırdım bunları falan, sonra evdekilere “biliyo musunuuuuuz peygamber devesi şöyle yaparmış, örümcek de bunu dermiş (dermiymiş) sonra değişik böceklerin fotoğraflarına bakardım internetten 😀 aslında bu merak nası başladı biliyonuz mu? Lise sonda aldığım biyoloji dönem ödeviyle, bir ödev hazırladım ki hocanın ağzı açık kaldı la 😀 ayrıntı ayrıntı kendi merakıma ne varsa araştırdım. Ama şimdi ne böceklerle ilgileniyorum ne de o zaman yaptığım araştırmaları hatırlıyorum 😀

Yaaa aslında daha neler vardır da nasıl anlatcağımı bilemediğimden yazmadım 😀 müzik zevkim de değişti bak, artık hep Kore şarkıları dinliyorum 😀 bir ara sadece ingilizce dinliyordum sonra geçen aylarda sadece Türkçe dinlemeye başlamıştım, ondan sonra da Korece’ye geçiş yaptım ve artık yerimi çok seviyorum 😀

Neyse hacı ben daha fazla uzatmıyım zaten çok sıkıcı da bi yazı oldu 😀 sabredip okuduysanız sağolun valla yaa:D

Ben bi çay içip anayasaya boğulmaya gidiyorum. Arkamdan ağlayın yaa 😀

saeng-il chughahabnida Min Ho oppaaaaaa ^_^


Kore’de şu an saat 3:48 geceyarısını bile geçti yani…Takvimse 22 Haziran’ı gösteriyor…

Ve ve ve bugün Lee Min Ho’nun doğum günüüüüüüü 😀 Buradan Min Ho-sshi’ye sesleniyorum

saeng-il chughahabnida , saeng-il chughahabnida 😀 (생일 축하합니다)

Korece öğrenmem lazım ya en kısa zamanda mesela bu yaz 😀 Neyse bir şey daha ekleyecektim ben.

Bu videoyu “MinozTurkey” hazırlamış. Uzun zamandır bu projeden bahsettiklerini okuyordum zaten. Çok güzel olmuş ben bayıldım ve izlerken çok duygulandım gerçekten. Kendilerine sorma fırsatım olmadan buraya ekledim ama amacım sadece izlenmesi yani 😀 Böyle güzel bir çalışmadan kimse mahrum kalmasın istedim 😀

Lee Min Ho’nun official facebook sayfasında da sürekli ekleniyor ki Min Ho izlesin diye. Umarım izler, bizim sevgimizi görür 😀

Lee Min Ho, happy birthday to you 😀 Bir de Türkçe yazalım dimi “İyi ki doğmuşsun, iyi ki varsın da senden mahrum kalmamışız 😀 ”

Burdan öncesini dün yazmıştım, neyse bunlar da bugün facebook’ta yayınlanan doğumgünü fotoğrafları 😀

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

bir de video ekliyim mi 😀

Nasıl tatlı yaa 😀 yirim onu yirim (hikarunun söylediği gibi oldu bu 😀 ) ayrıca Min Ho me2day hesabında doğumgünüyle ilgili bi mesaj yayınlamış işte facebookta yapılan orijinal açıklama 😀

Actor Lee Minho shared a photo of himself on his birthday through his personal me2day.

He wrote, “Good morning. I think the filming will go on for a while so I wanted to leave a short note. Every year, I usually spent my birthday with my fans, but I’m spending it today on set. Ah~ I feel empty.”

Lee Min Ho went on to say, “The surprise birthday party I found out about was fun, and I’m thankful for all your messages (though I haven’t read them all yet). I’ll try my hardest to talk to you all through ‘City Hunter‘. Have an awesome day! Fighting!”

Fans responded, “Be careful during the action scenes in the drama,” and “I’m enjoying City Hunter.”

Özetle; her yıl doğumgününü hayranlarıyla kutladığını ama bu yıl dizi çekimlerinin yoğunluğu nedeniyle bunu yapamadığını söylemiş. Bu yüzden boş hissettiğini söylemiş. Sürpriz partiyi öğrenince çok eğlenmiş (sanırım böyle demiş) ve bütün mesajlarımız için bize (yani hayranlarına) teşekkür etmiş. Henüz hepsini okuyamadığını da söylemiş. ‘City Hunter’ aracılığıyla bizimle konuşmak için en zorunu yapacağını söylemiş (ya da en iyisini ingilizcem çok parlak değil yaa 😦 ) Harika bir gün geçirin demiş. ‘Fighting’ de zaten fighting di mi? 😀 😛

hee bir de resim paylaşmış Min Ho’cuğum 😀

Aaaaay çok tatlı yaa 😀 neyse ben sakinleşirken siz de videoya, fotolara falan bakın, mesajı okuyun falan. Unutmadan uyarımı da yapıyım, AŞIK OLMAK YOOOOKKKKKKK!!!

Bu sefer de buna taktım…


Evet yine bişeye taktım yaa… Sabah akşam habire izleyip duruyorum…

Neyi mi? İşte bunuuuuuuu…..

Çok şirinler yaa 😀 Hele Onew’in “eotteohke deul sarangeul” derken o gülümsemesi, gel yanaklarımı sık diyor 😀 😛

Hikayeme güzel ve eğlenceli bir şarkı ararken keşfettim bu şarkıyı (kullandım da hatta okuyanlar hatırlar) sonra dinlemeden duramaz oldum. Öyle çok yakışıklılar çok seksiler falan demiyorum (tamam belli bir yakışıklılığa sahip değiller de demiyorum, taşlamayın hemen…) ama bunlar bildiğin şirin yahu 😀 Zaten hepsi benden (hatta kardeşimden) küçükler 😀 (kendimi yaşlı hissediyorum ama sonra Lee Min Ho’yla aynı yaşta olduğumu kendime hatırlatıp, düşüncelerimden sıyrılıyorum 😀 😛 )

Ben en çok Onew’le Minho’yu sevdim, pek bi sevimliler 😀 artık takipteyim…

Ama yine de biri beni durdursun da izlemiyim şunu yaa ders çalışmam lazım, şunun şurasında ne kaldı 9 temmuza 😦